mynet sohbet cinsel sohbet mynet sohbet sohbet odaları film izle güzel sözler

Cibinlikler artık sivrisineğe engel olamıyor!

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Cibinlikler artık sivrisineğe engel olamıyor!

Bir aralar beklenmedik şekilde artış gösteren ve insan hayatını tehdit eden en önemli unsur olmayı başaran sıtma hastalığı için, sivrisineklere engel olmak için ilaçlı cibinlikler geliştirilmişti. Sıtmayla mücadele etmenin şimdi kadar geliştirilen en etkili ve en ucuz yöntemi olan cibinliklere karşı sivrisinekler direnç geliştiriyor.

BBC’de yer alan bir habere göre ise son yıllarda Afrika ve Somali bölgelerine oldukça fazla dağıtılan cibinlikler eskisi gibi hastalığı ve sivrisineklere direnç gösteremezken 2007-2010 arasında belli bir tür ilaca karşı dirençli olan sıtma hastalığı taşıyan sivrisineklerin oranı yüzde 8’den 48’e yükseldi. İnsan hayatını yeniden tehdit etmeye başlayan sıtma hastalığı, araştırmanın son dört ayında ise tekrar eski yüksek seviyeye ulaşırken, hastalığın büyük yaştaki çocuklar ve yetişkinlerde cibinlik kullanımından öncekinden daha fazla görüldüğü tespit edildi.

Devamini oku

Incoming search terms:

  • kanal tedavisi olan diş çok nadir de olsa bazen sızlar

Lazerle göz ameliyatları hakkında bilinmeyenler

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Lazerle göz ameliyatları hakkında bilinmeyenler

Miyopi, hipermetropi, astigmatizm ve presbiyopi gibi göz kusurlarının tek çaresi bugüne kadar gözlük veya lens kullanmaktı. Gelişen tıp sayesinde, gözlüklere veya kontak lenslere veda edebiliriz. İşte göz kusurlarının lazer tedavisi hakkında merak edilenler…

Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Oram, gözdeki kırma kusurlarında uygulanan lazer ameliyatlarını anlatıyor.

Gözümüzün önündeki engeller kalkıyor

Miyopi, hipermetropi, astigmatizm veya presbiyopi… Belki çoğumuzun yaşadığı, belki de çok yakınlarımızda var olan göz kusurları… Zaman zaman sohbetlerin bu çok sık rastlanan problemler üzerinde yoğunlaştığını da fark ederiz. Kimi uzağı göremez, kimi yakını… Kimi lenslerinden yakınır, kimi gözlüklerinden… Bir türlü kullanımına son veremediğimiz gözlükler, zaman zaman yerini kontak lenslerle değiştirir.

Çok değil, 20 – 25 yıl önce hayatımıza giren kontak lenslerin kullanım zorlukları da hala yakınma konusudur… Ve sene 2006, gözlük ve kontak lensi bir kenara bırakacağımızdan, gözlüksüz bir yaşamdan bahsediyor bugün uzmanlar.

Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Oram, kontak lensin ve gözlüğün insan hayatında önemli bir yer tutmasına karşın kullanım zorlukları yüzünden bazı hastalar için sıkıntı yarattığını hatırlatarak, gözlük ve lenslerin tarihe karışacağını söylüyor.

Dr. Oram, “10 sene içinde öncelikle gözlük ve daha sonra da kontak lens, artık kullanılmayan ve geri kalmış cihazlar olarak anılacaktır” diyor.

Dr. Oram, konuyla ilgili merak edilen soruları cevaplandırıyor…

Gözdeki kırma kusurları nelerdir?

Gözdeki kırma kusurları; özetle gözün net görmesini engelleyen bir takım göz bozuklukları olarak tanımlanabilir. Kırma kusurları; miyopi, hipermetropi, astigmatizm ve presbiyopi olarak dört gruba ayrılır.

Miyopi; uzağı görememe olarak tanımlanan bir görme kusuru iken, hipermetropi; genellikle yakını görememe olarak tanımlansa da, hem uzağı hem yakını görmede problem yaratan bir kırma kusurudur.

Astigmatizm; tek başına ya da miyopi veya hipermetropi ile birlikte bulunabilen, cisimlerin odaklanmasında, net görülmesinde bozukluk yaratan, sıklıkla baş ağrısına ve gözde uyum zorluğuna neden olan bir kırma kusurudur. Şekillerin bozuk görülmesi, istenilen formda görülememesi olarak da özetlenebilir.

Presbiyopi ise; 40 yaşın üzerinde ortaya çıkan ve yakından okurken ya da çalışırken gözlük kullanmayı gerektiren bir kırma kusurudur.

Kırma kusuru ortaya çıkmadan engellenebilir mi, alınabilecek önlemler var mı?

Ne yazık ki, kırma kusurlarının oluşmadan engellenmesine ya da oluştuktan sonra ilerlemesinin durdurulmasına yönelik bilinen başarılı bir tedavi yöntemi yok. Ancak erken yaşlardan itibaren yapılabilecek düzenli kontrollerle özellikle çocuklarda gelişen belirgin kırma kusurlarının mümkün olduğu kadar erken dönemde belirlenmesi çok önemlidir. Çünkü kırma kusurlarının oluşmasının ya da ilerlemesinin engellenememesine karşın, erken tanı ve tedaviyle kırma kusurlarına bağlı çocukluk döneminde oluşabilecek göz tembelliğinin ve buna bağlı kalıcı görme azlığının engellenebilmesi mümkündür. Bu nedenle, önlem olarak, kırma kusurlarının erken dönemde belirlenebilmesi için tüm çocukların erken yaşlardan itibaren düzenli olarak göz kontrollerinin yapılmasını öneriyoruz.

Kırma kusurlarının tedavi yöntemi nedir?

Kırma kusurlarının neden olduğu görme bozukluğu gözlük ya da kontakt lensle geçici olarak düzeltilebilir ancak bu yöntemlerle kalıcı düzeltme yani kesin tedavi mümkün değildir.

Gözün miyopi, hipermetropi ve astigmatizm gibi görme kusurlarının kalıcı olarak düzeltilmesinde, gözlük ya da kontakt lens kullanmaksızın net görmenin sağlanabilmesinde bugün için kullanılan en gelişmiş ve hassas yöntem excimer lazer tedavisidir.

Son dönemde, yaşa bağlı yakın görme bozukluğu yani presbiyopinin de excimer lazerle tedavi edilmeye başlanması sayesinde artık uzak gözlükten ve lensten kurtulmanın yanı sıra ‘‘kitaplar da gözlüksüz okunabilecek’’ diyebiliyoruz.

Gözlüksüz bir hayat bizi bekliyor yani…

Evet, gözlüksüz bir hayata doğru ilerliyoruz. Miyopi, hipermetropi ve astigmatizmi excimer lazer kullanarak zaten başarı ile tedavi edebiliyorduk. Ancak 40 yaşın üzerinde herkeste ortaya çıkan yakın görme bozukluğu presbiyobinin excimer lazer ile tedavisi yakın zamana kadar mümkün değildi ve yakın gözlükten kurtulmak için hassas bir başka yöntem de yoktu. Son yıllarda geliştirilen yeni bir excimer lazer tedavi yöntemiyle artık yakın gözlükten de lazer hassasiyetiyle kurtulmak mümkün hale geldi.

Şu an için, excimer lazer 40 yaşın üzerinde, hipermetropi ile birlikte presbiyopisi olan, bu nedenle uzak ve yakın için iki ayrı gözlük ya da uzak-yakın bir arada (bifokal veya multifokal) gözlük kullanmak zorunda olan hastaların, hem uzak hem de yakın görme bozukluğunu aynı anda düzelterek uzağı ve yakını gözlüksüz iyi görmelerini sağlamak amacıyla kullanılabiliyor.

Yakın gelecekte uzak için görme bozukluğu olmayan ve sadece yakında görme kusuru olanların da excimer lazer ile tedavisi de mümkün olacak ve okurken ya da yakın mesafede çalışırken de gözlük kullanmak zorunda kalmayacak.

Yakın görmenin düzeltilebilmesi için, 40 yaş üzerindeki hastalarda, gençlerde uygulanan lazer tedavisinden daha farklı bir yöntem mi kullanılıyor?

Excimer lazer tedavisinde günümüzde en hassas olarak kabul edilen ve son yıllarda her yaştaki hastalarımızın büyük çoğunluğunda da uyguladığımız yöntem; ‘‘kişiye özel’’ excimer lazer tedavisidir. 40 yaş üzerindeki olgularda yakın görmeyi lazer ile düzeltmek için uyguladığımız yeni yöntem de yakın görmeye yönelik ek düzeltme özelliği dışında rutin olarak kullandığımız kişiye özel excimer lazer tedavisinden farklı değildir.

Kişiye özel excimer lazer tedavisi, her gözün kendisine özgü olan görme kusurunun mümkün olan en hassas şekilde belirlenmesi ve düzeltilmesi amaçlanarak geliştirilmiş bir yöntemdir. Kişiye özel yöntemde görme kusurunun niteliği klasik gözlük muayenesiyle değil wavefront analiz cihazıyla belirlenir.

Wavefront analiz cihazı, güçlü teleskoplarda görüntü kalitesinin netleştirilmesi amacıyla geliştirilen dijital teknolojiye dayanarak, kırma kusurunu klasik gözlük muayenesinden 25 kez daha hassas ve güvenilir şekilde ölçme yeteneğine sahiptir. Cihaz aracılığıyla elde edilen ölçüm gözün detaylı görme haritasını vermekte ve parmak izi gibi ölçülen göze özel olmaktadır.

Yeni excimer lazer yakın görme düzeltme yönteminde wavefront analiz cihazından sağlanan göze özel görme kusuru verileri lazerin bilgisayarına aktarılmakta ve hipermetropisi olan 40 yaş üzerindeki olgularda uzak için görme kusurları düzeltilirken yakını da iyi görmeyi sağlayacak özel bir ek düzeltme yapılmaktadır.

Yöntemde, her iki gözde görme kusuru yüksek hassasiyetle ve göze özel olarak belirlendiği ve düzeltildiği için iyi bir uzak görme keskinliği ile birlikte günlük yaşamda yakını gözlüksüz görebilme hedeflenmektedir. Yöntemin bugüne kadar uygulanmakta olan light touch konduktif keratoplasti (yumuşak dokunuş radyofrekans yöntemi) ve monovizyon lazer gibi yöntemlere göre önemli üstünlükleri arasında kişiye özel excimer lazer tedavisinin yüksek hassasiyetiyle düzeltme yapılabilmesi ve sadece tek gözün değil her iki gözün birlikte uzağı ve yakını iyi görebilmesinin sağlanabilmesi sayılabilir.

Özetle kullandığımız yeni yöntem, yıllardır kullandığımız kişiye özel excimer lazer tedavisinin gelişmiş ve bilgisayar aracılığıyla yakın görmeyi de düzelten şekilde ayarlanmış halidir.

Göz kusurlarının tedavisinde lazerin, ileri yaşlarda herhangi bir komplikasyon çıkarma riski var mı?

İlk olarak 1988 yılında kullanılmaya başlanılan excimer lazer tedavisi günümüze kadar tüm dünyada giderek artan sayıda gerçekleştirilen başarılı uygulamalarla milyonlarca kişinin gözlük ve lenslerinden kurtulmasını sağlamıştır.

Bugüne kadar yapılan tedavilerin sonuçları incelendiğinde excimer lazer tedavisi öncesi yapılan değerlendirmenin büyük önemi olduğu, gözlerin lazer tedavisi için uygunluğunun titizlikle belirlenmesi ve lazer tedavisinin sadece uygunluğu belirlenen gözlere yapılması durumunda ileri yaşlarda ortaya çıkan önemli bir komplikasyon görülmemiştir. Ayrıca yanlış bir kanının aksine excimer lazer tedavisi gözde katarakt oluşumuna neden olmaz ve katarakt tedavisini olduğu gibi ileride göze yapılması gerekebilecek diğer tedavileri de engellemez.

Diyabet hastaları da excimer lazer tedavisi yapılamayan hasta grubu içerisinde midir?

Diyabet hastalığı kontrol altında olan; diyabetik retina problemi olmayan hastalarda rahatlıkla excimer lazer tedavisi yapılabilir. Şu an için, ileri derecede diyabetik problemi olan ve diyabetik retinopati dediğimiz retina değişimleri olan hastalarda ise bu işlemi uygulamıyoruz.

Keratokonus adı verilen kornea problemi olan, kornea kalınlığı yeterli olmayan, ileri derecede romatizmal hastalığı bulunan kişilere ve göz tansiyonu problemi olan hastalara da lazer tedavisi yapamıyoruz. Excimer lazer tedavisinden en başarılı sonuçların alınabilmesi için işlem öncesinde gözün uygun yapıda ve tedavi için gereken özelliklere sahip olduğuna dair hastanın ayrıntılı değerlendirmesinin yapılması büyük önem taşıyor.

Devamini oku

Tavuk eti kadınlarda kalp krizi riskini azaltıyor

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Tavuk eti kadınlarda kalp krizi riskini azaltıyor

ABD’de 26 yıl süren araştırma, tavuk etinin kadınlarda kalp krizi riskini yüzde 19 oranında düşürdüğünü ortaya koydu. Boston’daki Harvard Halk Sağlığı Fakültesinden bir grup bilim adamının yaptığı araştırma, tavuk eti tüketiminin kalp krizi riskini önemli derecede azalttığını bir kez daha kanıtladı.

Yaşları 30 ile 55 arasında değişen ve herhangi bir kalp, kanser ve diyabet hastalığı olmayan 84 bin kadın üzerinde yapılan araştırma, günde 2 kez kırmızı et tüketen kadınlarda kalp krizi riskinin, günde yarım porsiyon tüketenlere oranla yüzde 30 daha fazla olduğunu gösterdi.

Araştırmaya göre, kırmızı ete göre daha düşük oranda yağ içeren tavuk eti tüketmek ise kalp krizi riskini yüzde 19 oranında azaltıyor.

Koroner kalp hastalıkları riskini azaltmak için daha düşük yağ içeren ve protein açısından zengin olan tavuk, balık ve fındık tüketilmesini öneren Harvard Halk Fakültesi Beslenme Bölümü Başkanı Dr. Walter Willett, şunları söyledi:

“Araştırmamız, tercih edilen protein kaynağının sağlığımız üzerindeki etkisinin büyük olduğunu ortaya koydu. Kırmızı et tükettiğimiz zaman yüksek oranda doymuş yağ ve kolesterol alıyoruz. Kalp ve damar sağlığı için kırmızı et tüketiminin mümkün olduğunca azaltılmasını öneriyoruz.”

Devamini oku

Dişlerinizin kötü görüntüsünden kurtulun

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Dişlerinizin kötü görüntüsünden kurtulun

Lamine yöntemi, birçok diş bozukluğuna uygulanabilen kozmetik bir çözüm. Tırnak kalınlığında, istenen renk, boy ve formda özel olarak hazırlanmış porselen yaprakların dişlerin ön yüzüne yapıştırılması esasına dayanıyor.

Birçok diş bozukluğuna uygulanabilen kozmetik yöntem Lamine Yöntemi dişte oluşan çirkin görüntülerin saklamaya imkan sunuyor. Uygulamaya dair soruları Dentalform’dan Diş Hekimi Şölen Arslan’a cevapladı:

Lamina yönteminde uygulama nasıl gerçekleşiyor?

Porselenden imal edilen ve yaprak dediğimiz tabakalar, çok ince, ortalama 0,7 mm kalınlığında oluyor ve bu yapraklar ışık geçirgenliğine sahip.

Öncelikle kişinin ağız ve diş yapısına göre, hastanın kendi dişlerinden ölçü alınarak tasarlanıyor. Laboratuar ortamında döküldükten sonra tek tek dişler üzerine yapıştırılıyor.

Porselen tabakaların dişlere tamamen uyumu gerekiyor mu?

Bu çok önemli onun için de oldukça hassas bir teknik. İyi bir klinik ve laboratuar çalışması gerektiriyor.

Hekimin ve diş teknisyeninin bu konu üzerindeki teknik bilgisinin, estetik görüşünün yeteneğinin gelişmiş olması da başarı oranını artıran faktörler.

Tedavi ne kadar sürüyor?

Tedavinin laboratuar aşaması 7/10 gündür. İyi bir ağız bakımıyla yıllarca kendi dişiniz gibi kullanılabiliyor.

Kimlere uygulanabilir?

Aslında birçok problem bu yöntemle çok kısa sürede çözüme kavuşmuş oluyor.

Ön dişlerinde kırık olanlar, dişleri arasında renk farklılıkları olanlar, çarpık dişleri olanlar, diş araları açık olanlar… Hemen herkese yapılabilir.

Güzel bir gülüşe sahip olmayı herkes ister. Uygulanan bu yöntem ile güzel gülüşe sahip olmak arasında bir ilişki var mı?

Güzel gülüş dediğimiz geniş bir U şeklinde olan gülüştür. Bu yöntemle dişler hiçbir şekilde zarar görmüyor.

Çünkü çok ince dökülüyor bu porselen tırnaklar ve üzerinde aşındırma yapmadan dişe yapıştırılıyor. U formunu oluşturmak için üst ön sıradaki dişlerin boyuyla oynanabiliyor.

Ön dişlerin üzerine yapışan yapraklar dudakları da çok hafif kaldırıyor. Bu da ağıza hoş bir form katıyor.

Ayrıca uygulamaya geçmeden önce plot bir tasarımla tedaviden ağzınızın ve dişlerinizin nasıl görüneceği hakkında fikir sahibi olabiliyorsunuz.

Avantajlarından söz eder misiniz?

Dişi en iyi koruyabilen ve kısa süren bir tedavi yöntemidir. Porselen tabakalar çok doğal görünür ve dişlerle bütünleşir.

Çok iyi cilalanmış porselen yüzeyi nedeniyle diş taşı oluşumu çok nadir görülür. Kahve, çay gibi içecekler yüzünden renk değiştirmez.

Mineye sıkıca yapıştırıldığından kırılmaya karşı dirençlidir. Her şeyden önemlisi dişlerin doğal yapısı bozulmaz ve istenilen estetik özelliklere göre bir form oluşturmaya izin verir.

Diş hiçbir şekilde zarar görmüyor mu tabakaları yapıştırırken?

Sadece genel bir diş temizliği yapılır ve hiçbir dişin kesilmesine, küçültülmesine gerek kalmadan yöntem uygulanır.

Dezavantajı var mı?

Dezavantajı neredeyse hiç yok. Yöntem, dişlerinizin sağlığını ve görünüşünü en az 10 yıl korumanızı da sağlıyor.

Lamine yöntemi kimlere uygulanabilir?

- Kırık veya çarpık dişleri olanlar

- Dişler arasında seviye ve renk farklılıkları olanlar

- Diş aralarında açık bulunanlar

- Hatalı fırçalama nedeniyle ön yüzeyleri aşınmış dişlere sahip olanlar

- Dişlerinin renginden memnun olmayan kişiler

- Dişlerinin şeklinden memnun olmayanlar(uzun, kısa, küçük dişleri olanlar)

- Güldüğünde dişeti normalden fazla görünen kişiler.

Devamini oku

Diş röntgeninde tiroid kanseri tehlikesi

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Diş röntgeninde tiroid kanseri tehlikesi

Diş ve çene hastalıklarının teşhisinde ve uygulanan tedavinin takibi için diş röntgeninin yaygın olarak kullanıldığını belirten uzmanlar, diş röntgeninin tiroid kanseri riski nedeniyle 18 yaş altındaki hastalara çektirilememesi gerektiğini söylüyor.

Tiroidoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cumali Aktolun, İngiltere’de yapılan bir araştırmanın, diş röntgenlerinin yaydığı radyasyonun tiroid kanserinde rol oynayabileceğini ortaya çıkardığını bildirdi.

Aktolun yaptığı açıklamada, diş ve çene hastalıklarının teşhisinde ve uygulanan tedavinin takibi için diş röntgeninin yaygın olarak kullanıldığını belirtti.

Diş röntgeni çekimi için X-ışını radyasyonu yayan makinelerin kullanıldığını ifade eden Aktolun, bu makineden X-ışını çıktığını, diş ve çeneye ulaşırken çevresinde bulunan diğer dokulara da etki ettiğini söyledi. Çeneye en yakın organlardan birinin tiroid olduğunu anlatan Aktolun, bu nedenle diş röntgeni çekiminde tiroid organına, X-ışını adlı radyasyonun ulaştığını ve zarar verdiğini savundu.

Hem yetişkin hem de çocuklarda diş filminin artık sık olarak kullanılan bir tetkik olduğunu belirten Aktolun, “Özellikle çocuklara son yıllarda yapılan ortodontik (diş ve çene düzeltme) tedavisinin takibi için her kontrolde, yani neredeyse her ay diş röntgen filmi çekilmektedir. Diş röntgeni, normal küçük boy diş filmi ve panoramik diş filmi olmak üzere iki türdür. Hastalar, küçük diş filmi çekilirken daha az radyasyona maruz kalmaktadır. Ancak, panoramik diş filmi çekilen hastalar çok daha fazla radyasyona maruz kalır” dedi.

Diş röntgenlerinden kaynaklanan radyasyonun, başta tiroit olmak üzere diğer organlara verdiği kanser yapıcı zarar konusu üzerinde, uzun yıllardır çalışıldığını anlatan Aktolun, “Birçok araştırma ve makale yayınlanıyordu. Ancak, İngiltere Brighton and Sussex Tıp Fakültesinde yapılan ve Acta Oncologica isimli kanser dergisinin Ekim sayısında yayınlanan geniş tabanlı karşılaştırmalı bir araştırma, tiroid uzmanlarında oldukça geniş ilgi uyandırdı” dedi.

“Tıp doktorları çocuklara röntgen çektirmez”

Amerikan Tiroid Birliğinin, bu yeni araştırmanın sonuçlarını ve tam metnini kendi yayınlarında kaynak olarak göstererek konuya olan ilgiyi, taze ve diri tutmaya çalıştığını ifade eden Aktolun, şu bilgileri verdi:

“Bu konuda en önemli husus şudur: Normalde, çok önemli bir gerekçe olmadıkça, tıp doktorları, çocuklara (18 yaş altı) röntgen filmi çektirmez. Bunun nedeni, çocukluk çağında bütün hücrelerin radyasyona çok duyarlı ve hassas olmasıdır. Bu hücreler sık sık ve yüksek miktarda radyasyona maruz kalırsa kanser görülme olasılığı artar. İşte bu nedenle, çok zorunlu kalmadıkça 18 yaş altı çocuklara radyasyon veren filmler çektirilmez, bunun yerine MR veya ultrasonografi tercih edilir.

Halbuki diş hekimleri, çocuk hastalara çok sıklıkla diş filmi çektirebilmektedir. Burada diş hekimlerini rahatlatan husus, diş filmlerinde kullanılan radyasyonun miktarının çok düşük olmasıdır. Ancak, düşük de olsa radyasyonun etkileri birikmektedir.

Üstelik, son yıllarda daha da sık kullanılan panoramik röntgen tetkikinde, çocuklara ciddi miktarda radyasyon verilmektedir. Bu radyasyondan en çok da tiroid etkilenebilmektedir. İngiltere’de yapılan araştırma, diş röntgenlerinin yaydığı radyasyonun tiroid kanserinde rol oynayabileceğini ortaya çıkarmıştır. Toplam 313 tiroid kanseri hastasının geçmişi incelenerek yapılan ve aynı zamanda aynı sayıda aynı yaş ve cinsiyette karşılaştırmalı bir hasta grubu da kullanan bu meta analiz çalışmasında tiroid kanseri riskinin, geçmiş yıllarda diş röntgeni çektirmiş hastalarda ortalama 2 kat arttığı belirlendi.”

“Diş hekimleri ve teknisyenleri de risk altında”

Diş hekimlerinde ve diş teknisyenlerinde tiroid kanserinin daha sık görüldüğünü belirten Aktolun, her diş hekiminin, küçük boy diş röntgeni çekimi yaptığını, bu nedenle bu çekimi yapan diş hekimleri ve diş teknisyenlerinin de radyasyona maruz kaldığını ifade etti.

Aktolun, özellikle küçük boy diş filmi makinelerinin, direkt çeneye dayanıp çekim yapılırken, aslında X-ışını radyasyonu yaydığını, sonuçta hasta, diş hekimi ve diş teknisyeninin tiroidinin, bu radyasyona maruz kaldığını söyledi.

Çocuklar, diş röntgeni çekilirken, tiroidinin röntgen ışınından korunması için boğaz bölgesine mutlaka “Kelebek Kurşun” takılması gerektiğine dikkati çeken Aktolun, “Ayrıca, çocuklarda ve yetişkinlerde, çok sık röntgen çekiminden kaçınılmalıdır. Sadece çok gerekli olduğu durumlarda diş röntgeni çekimi yapılmalıdır. Panoramik röntgen tetkikinden daha da kaçınılmalı, çok sınırlı sayıda çocuk hastada kullanılmalıdır. Diş hekimleri ve diş teknisyenleri de kendilerini koruyacak tedbirleri almalı, tiroidin röntgen ışınından korunması için mutlaka boğaz bölgesine özel ‘Kelebek Kurşun’ takmalıdır” diye konuştu.

Devamini oku

Tuz ve karbonat dişleri aşındırıyor

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Tuz ve karbonat dişleri aşındırıyor

Çay, kahve ve sigara gibi dişte sarı bir tabaka bırakan faktörlere karşı dişin tuz ve karbonatla fırçalanmasının dişi aşındırdığı belirtildi.

Diş Hekimi Saadettin Pay, diş temizliği için bir fırça ve macundan başka hiçbir şeyi önermediklerini söyledi.

Saadettin Pay yaptığı açıklamada, dişlerin daha iyi temizlenmesi ve beyazlaması için tuz ve karbonatla fırçalandığını belirterek bunun doğru olmadığını kaydetti. Tuz ve karbonatın içerisinde bulunan maddelerin dişi fırçalama ile birlikte dişi aşındırdığını ifade eden Pay, şu uyarılarda bulundu:

“Diş sağlığı açısından uygun sertlikte bir fırça ve macundan başka hiçbir şey önermiyoruz. Dişlerin tuz ve karbonatla fırçalandığı ülkemizde bir gerçek. Ancak bu çok yanlış. Dişleri karbonatla temizlemek aşınmaya sebep olur.

Aşınmada dişte hassasiyeti başlatır ve diş kayıplarına kadar gidebilir. Dişinde çürük olmadığı halde bu tarz fırçalamalar sebebiyle dişi aşınanların dişlerini kaplamak sorunda kalıyoruz. Çünkü aşınmış dişler soğuk, sıcak ve gıda ile temasta büyük acı veriyor.”

Dişleri asıl temizleyen etkenin fırça olduğunu, macunun da bunu kolaylaştırdığını dile getiren Pay, dişlerin macunsuz da fırçalanabileceğini vurguladı.

Diş temizliğinde önemli olanın dişler arasında gıda kalıntısı bırakmamak olduğunun altını çizen Pay, “Bu gıdalar ağızda zamanla asitlenerek dişlere zarar veriyor. Eğer macun yoksa bir fırça yardımıyla da dişlerin arası temizlenebilir. Bu yeterli olur. Tuz ve karbonata gerek yoktur. Bu maddeler dişe yarardan çok zarar verebilir.” diye konuştu.

Devamini oku

Dişlerin düşmanı gıdalar

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Dişlerin düşmanı gıdalar

Ağız ve diş sağlığı uzmanları, diş hassasiyetine karşı diş fırçanızı doğru seçmenizi, pütürsüz diş macunu kullanmanızı, en önemlisi de asitli içecekleri az tüketmeyi tavsiye ediyor.

Dişlerinizde sıcağa-soğuğa, tatlı veya ekşi gıdalara, diş fırçalamaya karşı keskin ve derin bir ağrı hissediyorsanız diş hassasiyetiniz var demektir.

Dişlerin sıcağa-soğuğa, tatlı veya ekşi gıdalara, diş fırçalamaya karşı keskin ve derin bir ağrı veren diş hassasiyeti, dikkate alınması gereken bir diş sağlığı problemi.

Dişlerde hassasiyetin en çok, (çürük ve eski dolgular dışında) dişeti çekilmesi ile açığa çıkan kök yüzeylerinden kaynaklandığını belirten Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, diş hassasiyetine karşı diş fırçanızı doğru seçmenizi, pütürsüz diş macunu kullanmanızı, en önemlisi de asitli içecekleri mümkün olduğunca az tüketmeyi öneriyor.

Dişin en önemli tabakası olan ikinci tabakanın, mine ve kök yüzeyini kaplayan özel tabaka ile kaplandığını anlatan Dr. Kışlaoğlu, diş hassasiyetinin sebebi dişin sinirine mikron düzeyindeki kanalcıklar aracılığıyla iletildiği üzerinde durulduğunu kaydetti.

Devamini oku

Hamilelik öncesi diş hekimine uğrayın

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Hamilelik öncesi diş hekimine uğrayın

Sağlık problemlerinin ne zaman ortaya çıkacağının belli olmadığını belirten uzmanlar, bu nedenle anne olmaya karar veren kadınların hamilelik öncesi mutlaka diş hekimine başvurması gerektiğini söyledi.

Hamilelik öncesinde diş hekimine başvurulduğunda ileride ortaya çıkabilecek sorunların hekim tarafından değerlendirilerek, gerekli tedavinin uygulanacağını belirten Trabzon Diş Hekimleri Odası Başkanı Mustafa Yıldız, “Örneğin, küçük çürükler hiç belirti vermeden hamilelik sırasında ilerleyerek ağrı oluşumuna yol açabilir. Henüz başlangıç halinde tespit edilip gerekli tedavi uygulanırsa sorun ilerlemeden çözülmüş olacaktır” dedi.

Yıldız, gerekli görüldüğünde yapılacak olan diş taşı temizliğinin hamilelik sırasında, hormonların etkisiyle ilerleyebilecek olan diş eti hastalıklarını da önleyeceğini ifade ederek, “Böylece anne adayı hamilelik sürecinde yaşayabileceği streslerden uzaklaşmış olur. Yanlış kanı olarak bazı anne adayları ‘bebeğe zarar gelebilir’ düşüncesiyle bu süre içinde diş hekimine gitmekten çekinirler. Fakat hamileliğin her aşamasında bebeğe ve anneye zarar vermeden yapılabilecek tedavi yöntemleri vardır” diye konuştu.

Anne adaylarına acil tedavi yöntemleri dışında müdahale yapılmayacağını anlatan Yıldız, şöyle devam etti:

“Ancak gerekli durumlarda diş hekimi, anneye ve bebeğe zarar vermeyen ilaçlarla tedavinin ertelenmesini sağlayacaktır. Hamileliğin 3 ile 6 aylık döneminde dolgu, kanal tedavisi, diş taşı temizliği gibi işlemler güvenle uygulanabilir. Hamilelik öncesi diş hekimine gidilememiş ise bu dönem anne adayları tarafından iyi değerlendirilmelidir. Emzirme döneminde de diş hekimliği açısından anneye yapılacak müdahalelerin herhangi bir sakıncası yoktur.”

Mustafa Yıldız, hamilelik sırasında diş eti kanamalarının çok sık karşılaşılan bir sorun olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Diş etinde görülen kanamaların sebebi diş eti iltihabıdır. İleri derecede diş eti iltihabı erken doğum ve zayıf bebek doğurma riski oluşturduğunu unutmamalıyız. Hamileliğin ikinci üç aylık döneminde hekime başvurularak, diş eti iltihabı mutlaka tedavi edilmelidir. Ağız sağlığı yaşamın her döneminde ihmal edilmemesi gereken önemli bir konudur. Ancak kadınların ergenlik, hamilelik, bebek emzirme ve menopoz döneminde buna daha çok dikkat etmeleri gerekmektedir.”

Devamini oku

Kadınlarda ağız ve diş sağlığı

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Kadınlarda ağız ve diş sağlığı

Dünya Kadınlar Günü’nde tüm kadınları daha rahat gülümsemek için bir kez daha ağız ve diş sağlığına dikkat etmeye davet eden uzmanlar, diş etlerinde kanama, şişlik, ağızda kötü koku ve tat gibi şikayeti olanların mutlaka bir diş hekimine görünmelerini tavsiye ediyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yapan Periodontoloji uzmanı Dr. Ayşegül Yıldırım Mirza, “kadınların diş yükünün de ağır” olduğunu ancak düzenli bakımla bunun üstesinden gelinebileceğini belirtti.

Ağzınızın tadı kaçtıysa dikkat

Diş eti hastalıklarının kadınlarda hormonal değişiklerin görüldüğü hamilelik, ergenlik, menopoz, ve mensturasyon dönemlerinde oldukça arttığını belirten Dr. Ayşegül Yıldırım Mirza, ağızda biriken plak tabakası ve diş taşlarının neden olduğu dişeti iltihabının sadece dişeti düzeyinde kalmayıp dişetlerinin altındaki dişlerin köklerini çevreleyen kemiği de etkilediğini, bu nedenle oldukça önemli bir problem olduğunu belirtti.

Doğum kontrol hapı ve hamilelik de riski artırıyor

Hamilelik, ergenlik, menopoz ve regl dönemlerinin yanı sıra doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda da hormonal değişikler meydana geldiğini hatırlatan Dr. Yıldırım Mirza, dişetlerinin ağızdaki bakteri plağındaki toksinlere olan tepkisini şiddetlendirdiğini, bunun da dişetlerinin şişmesine, renginin kızarmasına, kolayca kanamasına ve hassaslaşmasına neden olduğunu anlattı.

Hamilelik öncesi diş hekimine görünün

Hamilelikte bu duruma müdahale edilmediğinde dişetlerinde bazı bölgelerde hamilelik tümörü denilen aşırı büyümeler görülebileceğine dikkat çeken Dr. Ayşegül Yıldırım Mirza, hamile hastalarda sadece acil tedaviler yapılabildiğini, bu nedenle, hamilelik düşünen kadınların öncesinde bir diş hekiminin kontrolünden geçmelerinin çok faydalı olacağını söyledi.

Dr. Yıldırım Mirza, bu dönmelerde görünen dişeti iltihabının tedavisinin hekim tarafından diş taşlarının temizlenmesi ve hastaya ağız hijyenin öğretilmesi ile sağlandığını belirtti.

Devamini oku

Soğuk havalarda diş sağlığı

06 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Genel

Soğuk havalarda diş sağlığı

Kış hastalıklarına davetiye çıkaran soğuk havaların aynı zamanda diş sağlığımızı da olumsuz etkileyebileceği bir gerçek. Özellikle diş hassasiyeti olanların sıcaktan soğuğa geçişlerde zor anlar yaşaması ciddi bir tehlike haline geliyor.

Dr. Dt. Ezel Yıldız Elmas, özellikle soğuk havalarda artış gösteren diş hassasiyetinin nedenleri, diş hassasiyetine karşı alınabilecek önlemler ve diş hassasiyeti tedavisi hakkında önemli bilgiler verdi.

Diş hassasiyetinin ortaya çıkmasıyla belirli zamanlarda sızlayan dişleriniz birçok olumsuz durumu işaret ediyor olabilir. Ağız içerisindeki gelişen çürükler, diş eti çekilmeleri, diş sıkma ve gıcırdatma, diş ve bazen kök kırık ve çatlakları, hatalı diş fırçalama alışkanlıkları, beslenme alışkanlıklarındaki hatalar diş sızlama ve ağrılarına yol açabilir.

En yüksek derecede hassasiyet algısı, çürük doku diş minesini tamamen harap ettiğinde görülür. Çürük olmadığı halde diş yüzeyinde madde kaybı olan “abfraksiyon lezyonları” yüksek hassasiyet göstererek, dişin canlı dokusuna kadar ilerleyebilir. Bu da dişlerinizde hassasiyet hissetmenize yol açabilir.

Diş fırçanız aşırı sert ya da çok yumuşak olmamalı

Sert diş fırçası kullanımı ya da aşırı yumuşak diş fırçasının aşındırıcı özelliği ile diş yapısı zarar görebilmektedir. Fazla macun kullanımı veya hatalı fırçalama sonrasında genellikle baskın kullanılan elin denk geldiği bölgede oluşan aşınma, hem diş eti çekilmesine neden olabilir; hem de diş eti çekilmesi sonucu yumuşak kök yüzeyinin açığa çıkmasıyla hissedilen ağrıya sebep olur.

Tükettiğiniz gıdalar şikâyetlerinizi artırabilir

Domates, meyve suları, kola gibi düşük Ph’lı ve yüksek karbonat oranlı asidik sıvılar ve gıdalar nedeniyle herhangi bir sebeple hasarlanmış diş yüzeyinde hassasiyet oluşabilmektedir.

Beslenme şekli de oluşan bu hassasiyeti şiddetlendirebilmektedir. Kola, meyve ve enerji içecekleri diş yüzeyinden çürüksüz madde kaybı oluşumuna sebep olur. Bu tür içeceklerin kullanım alışkanlıkları, asitle yüzeysel olarak yumuşayan mine veya dentinin diş fırçalama ile kolayca yerinden kalkmasına sebep olacaktır.

Reflü, bulimia gibi gastointestinal sistem hastalıkları dişlerin dile bakan yüzeylerinde, yüzeylerine zarar verebilmektedir. Ağız kuruluğuna sebep olan ilaçlar (antihistaminikler, tansiyon ilaçları gibi) tükürüğün miktarını azaltarak koruyucu etkisini bozar ve beslenmeyle meydana gelebilecek travmalara veya bakteri plak artışına sebep olurlar.

Tükürük akışındaki azalma; yaşlanma ve ilaç alınımıyla birlikte tükürük Ph’ının diş çürüklerinin ve erozyon lezyonlarının oluşumuna sebep verecek düzeye inmesine neden olur.

Vakit geçirmeden diş hekiminize başvurun

Diş hekiminiz sizden hassasiyetinizin niteliğini (keskin, parlak, ani, ağrı gibi), hassasiyetinizin ağzınızın hangi bölgelerinde yoğunlaştığını, hassasiyetinizin şiddetini ve hangi durumlarda hassasiyetinizin başladığını öğrenmek isteyecektir.

Diş hekimi tüm olasılıkları gözden geçirerek doğru bir teşhis ve tedavi planı oluşturarak buna göre hassasiyete sebep ve engel olan tüm faktörleri işaret eden bir tedavi stratejisi belirleyecektir.

Tedaviler, kişi tarafından evinde dişe uyguladığı medikal materyallerden, kanal tedavisi ve diş eti ameliyatlarına kadar uzanır. Hassasiyetin sıklığı ve şekli, tedavi seçenekleri arasındaki seçimi belirler.

Dişlerinizin sızlamaması için önleminizi alın

Mineral tuzları içeren ve hassas dişe yalnız uygulama kolaylığı sunan hassasiyet giderici diş macunlar önerilmektedir. Bu tuzlar mine ve diş dentin dokusundan kolayca geçerek birkaç dakika içinde dişin canlı sinir dokusuna ulaşır.

Çoğunlukla potasyum bazlı hassasiyet giderici diş macunları, diş dokusunu korumak için florid içerir. Bazı hassasiyet giderici diş macunları değişik tatlar, beyazlatma özelliği, tartar kontrolü ve karbonat içerikli olarak tüketiciye sunulur.

Hassasiyet giderici etkili diş macunları günde iki kere ve yaklaşık iki hafta kullanım sonucunda hassasiyetin azalması klinik girişimlerde gözlemlenmiştir. Bu arada kişi, üreticinin tavsiyesine de uyarak günde iki defa ağız hijyeni uygulamasının bir parçası olarak fırçalamayı sürdürmelidir.

Devamini oku

Sonraki yazilar »

Turkiye'nin en iyi internet chat sohbet sitesi kelebek sohbet twittersohbet trsohbet kalbinial kalbimial kerizm kerizimChat kelebek kalbiniver mirclan sohbet Odalarında kalıcı dostluklara, duzeyli arkadaslıklara ve olumsuz aşklara yelken acabilirsiniz.