AK Partili Çelik: Yasa kişiye özel değil
AK Partili Ömer Çelik, MİT yasasının kişiye özel çıkarıldığı yönündeki eleştirilere yanıt verdi. Çelik, “Yasa, bu kaos ortamında MİT’in hizmetlerinde aksama olmaması için çıkarıldı” dedi.
MİT yasasıyla ilgili açıklamalarda bulunan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, “Kimseye özel yasa çıkarılmadı” dedi.
Çelik, Adana’da AK Parti Yerel Yönetimler Şura Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
YASA, KAOS ORTAMI DÜZELSİN DİYE ÇIKTI
TBMM’nin önceki gün sabaha kadar, kamuoyunda ”MİT krizi” olarak adlandırılan sorunun çözülmesi için büyük bir performans gösterdiğini belirten Çelik, “İstihbarat teşkilatımızın bu kaos ortamını yönetmek üzere siyasi iktidara danışmanlık hizmeti vermesinde bir aksama ortaya çıkmaması için bu düzenlemeyi yaptık” dedi.
Yapılan düzenlemeyle ilgili bir çok spekülasyon çıkarıldığını ifade eden Çelik, şunları söyledi:
“MİT Kanunu’nun 26. maddesine göre MİT Müsteşarının yargılanması ya da soruşturulması ancak Başbakan iznine bağlıdır. Özel yetkili savcı, kendisinin çalışma koşullarını düzenleyen yasa maddesine dayanarak MİT Kanunu’nun 26 maddesini görmeden gelmiş ve müsteşarımızı sorgulamak için davet etmiştir. Bu, devlet yönetimi açısından doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilmemiştir.
‘MİT’İN HIRPALANMASI ENGELLENDİ’
Çünkü MİT Müsteşarı gibi hassas bir görev yapan bir müsteşarın şüpheli sıfatıyla soruşturmaya çağrılması, bu hassas görevin aksaması, devletin yüksek menfaatlerini ilgilendiren birtakım bilgilerin dışarıya sızması, MİT’in kamuoyu önünde hırpalanması ve istihbarat teşkilatının devletin yüksek menfaatlerini korumak üzere yaptığı bazı faaliyetlerin deşifre olmasına neden olup, sıkıntı doğuracağı için bu yasal düzenleme yapılmıştır.”
CEMAAT-İKTİDAR ÇATIŞMASI
Çelik, konuşmasında Gülen cemaatiyle iktidarın arasının bozulduğu iddialarını da değerlendirdi. “Geçmişte insanları ‘şu cemaattensin, bu topluluktansın’, diye fişleme, insanları dışlama dönemi AK Parti’yle bitmiştir” diyen Çelik, AK Parti olarak kendi değerlerine yakın gruplara karşı dışlayıcı bir tavır içinde olmayacaklarını dile getirdi.
DERİN DEVLET BİTTİ
Çelik, AK Parti’yle birlikte devlet krizlerinin bittiğini belirterek, ”Hiç kimsenin devlet içinde devlet olması gibi bir şey söz konusu değildir. Geçmişte ‘derin devlet’ denilen bir şeyden bahsediyorlardı. Birtakım cuntacılar, çeteciler, birtakım gruplar Türkiye’de siyasi iktidarların alanına ortaklık ilan ediyorlardı. Bu dönem sona ermiştir” dedi.
Kuzu: Ergenekon’un kurnaz tilkisi hala sır
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, bir televizyon kanalında yayımlanacak konuşmasında, Ergenekon’la ilgili ilginç açıklamalar yaptı. Dünyadaki Gladio yapılanmaları üzerine çalıştığını belirten Kuzu, özellikle İtalya’daki yapılanmayla ilgili araştırmalar yaptığını anlattı. Yunanistan, Rusya, İspanya üzerindeki yapılanmayı da inceleme fırsatı bulduğunu söyleyen Kuzu, “İtalya’da o süreçte 7 bin 600 kişi içeri alındı, bunun 4 bin 600′ünü mahkum ettiler. Bu tip suçlar ahtapot gibi; Tüccar ayağı var, basın ayağı var, muvazzaf-emekli subay ayağı var ve siyasi ayağı var” dedi.
“KURNAZ TİLKİ”
“Türkiye’de hala siyasi ayağı soru işareti bana sorarsanız” diyen Burhan Kuzu, “Oysa incelediğim dört ülkedeki yapılanmaların hepsinde siyasi ayağı var. İtalya’da mesela adam 30 yıl bakanlık yapmış ‘Kurnaz tilki’ diye geçiyor ve tam işin ortasından çıkıyor” diye konuştu.
“Siyasi ayakta kimlerin olduğu ortaya çıkarılabilir mi?” sorusu üzerine Kuzu, “Bilemem. Siyasi ayağı bütün dünya ülkelerinde var da bizde niye yok? Bizde de vardır. Ayağı eksik. Bir ayak gözükmüyor. Siyasi ayağı bu işin çok önemli bir tarafı bence. Türkiye’de bu ayak henüz ortaya çıkmadı. Ergenekon’dan yatanlar içinde aman aman bir siyasetçi yok. Sonradan milletvekili seçilenler var ama o başka. Ama işin başından beri parlamento içinde veya dışında kimler, onu bilemiyorum. Bildiğim isim falan da yok” dedi.
“MUHALEFET SULANDIRIYOR”
Kuzu, İtalya’da bu konuda bir komisyon kurulduğunu belirterek, “Sonra Meclis’te ‘Bu işi en iyi yapacak adam filandır’ denildi. Ama sonra o örgütün içinde en aktif adamı komisyon başkanı çıktı. Mesela Rusya’da 17 bin kişiyi içeri aldılar. Sonunda Brejnev’in kızına dayandı. O zaman savcıyı öldürüp, işi kapattılar. En iyi İtalya bu işi becerdi. Ama İtalya’daki savcı, ‘Ben bu işi yaptım ama iktidar, muhalefet, basın aklınıza kim gelirse herkes yanımda yer aldı’ diyor. Bizde ise bakıyorsun muhalefet nasıl sulandırır, kapatırız konuyu diyor” dedi.
“ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER KAPATILMAMALI”
Özel yetkili mahkemelerin kapatılmasını doğru bulmadığını belirten Kuzu, “Bence özel yetkili mahkemeleri güvence olarak görmek lazım. İşi bilen bir adama ameliyat olmakla, bilmeyene olmak aynı şeye çıkmaz. Mikro cerrahi diye bir şey türedi şimdi. Belli alanlarda adam, ‘Ben sadece o bölüme bakarım’ diyor. Hata yapmaz manasında söylemiyorum. Pişme anlamında, o işi kavrama anlamında söylüyorum” dedi. Anayasa Komisyonu Başkanı Kuzu, gerekli düzenlemelerin yapılabileceğini, ancak özel yetkili mahkemelerin gerekli olduğunu düşündüğünü belirtti.
SÜRPRİZ İSİMLER ÇIKABİLİR
AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamir Tayyar ise, Ergenekonun siyasi ayağına ilişkin VATAN’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Ergenekon yapılanmasının şu anda özellikle yargı, siyaset ve finansman ayağı olmak üzere bir çok ayağı eksik. Çünkü bu alanlara yönelik ciddi operasyonlar yürütülemedi. Bunlar tamamlansaydı, Ergenekon soruşturmasından daha ciddi sonuçlar alınabilirdi. Silivri’de tutuklu bulunan siyasetçiler Doğu Perinçek, Tuncay Özkan gibi isimler üzerinden operasyonun siyasi ayağının tamamlandığı söylenemez. Bana göre siyasi ayak anlamında sürpriz isimler çıkabilir. Ancak soruşturmanın yerine bakıldığında böyle bir sonuç konusunda doğrusu pek umut vermiyor. Çünkü 10. dalgadan sonra işin ucu Mason localarına dokununca soruşturma yatay bir seyre geçti. Ergenekon yukarıya doğru gitmedi. Bu aşamada eksik ayaklara ilişkin güçlü bir operasyonu da zor görüyorum.”
PKK’nın infazlarını savcıya tek tek anlattı
Diyarbakır Özel Yetkili Savcısı Osman Coşkun, soruşturma kapsamında Kürt örgütlerinden Ala Rizgari’nin kurucusu İbrahim Güçlü’nün bilgisine başvurdu.
Zaman’da yer alan habere göre; Diyarbakır Adliyesi önünde basın açıklaması yaptıktan sonra savcıya bildiklerini anlatan Güçlü, yıllardır Kürt katliamları ile ilgili yazılar yazdığını ve bu konunun açığa çıkması için gayret gösterdiğini söyledi. Daha önce Kemal Burkay’la birlikte PKK’nın infazlarıyla ilgili Meclis Alt Komisyonu’na bilgi verdiğini belirten Güçlü, özel yetkili savcılığa da gerekli bilgileri aktardığını ifade etti. Sürecin sağlıklı işlemesi için çaba göstereceğini belirten Güçlü, infazların 1974 yılından sonra devlet-PKK eliyle birkaç platformda gerçekleştirildiğini ifade etti ve bunları dört kategoride özetledi.
DÖRT AŞAMADA İNFAZ GERÇEKLEŞTİ
Güçlü, şunları dile getirdi: “Birinci aşama; Kürdistanlı siyasî örgütlerin liderlerine, kadrolarına ve üyelerine yönelik yapılan infazlardır. İkinci aşama; PKK bünyesinde muhalif olarak tanınan, aslında devletin Kürt hareketini içeriden kuşatma ve hedefinden uzaklaştırma konseptine karşı duran Kürt yurtseverlerin infazlarıdır. Bu öldürmeler Öcalan’ın ifadesiyle 15 bin civarındadır. Üçüncü aşama; Kürt kanaat önderlerinin yönetici ve egemen sınıfın temsilcisi kesimlerin, sıradan halktan insanların ‘hainlik’ ve ‘muhbirlik’ gerekçesiyle öldürülmeleri ve infazlarıdır. Dördüncü aşama ise Kürdistan’da örgütlenmek isteyen Türk sosyalist ve komünist örgütlerin yöneticileri ve üyelerinin öldürülmesi ve infaz edilmeleridir.” Bu ölüm olaylarının infaz olmaktan çıktığını, Kürt katliamına dönüştüğünün altını çizen Güçlü, PKK’nın daha grup düzeyinde bir örgüt veya bir toplumsal güç değilken Kürtleri öldürmeye başlamasının tek lider ve tek parti egemenliğinin temeli olduğunu kaydetti.
ALTERNATİF KÜRT HAREKETİNİ ENGELLEMEK İÇİN..
Devlet-PKK-Hizbullah’ın Kürt katliamı ile ilgili Kemal Burkay ile birlikte Meclis’te açıklamalar yaptıktan sonra PKK’nın kendilerine saldırmaya başladığını dile getiren Güçlü, bu saldırıların sosyal medya üzerinden de devam ettiğini kaydetti. Güçlü, sözlerine şöyle devam etti: “PKK ve taraftarlarının bu saldırıları PKK’ya dair gerçeklerin gizlenmesi içindir. Talep edilen Hakikatleri Araştırma Komisyonu balonunun patlamış olması alternatif bir Kürt hareketinin ve örgütlenmesinin ortaya çıkmasının engellenmesi çabasıdır.”
BDP Milletvekili Şerafettin Elçi’nin düne kadar PKK’yı bir devlet projesi olarak gördüğünü belirten Güçlü, Elçi’nin PKK’nın hain ve işbirlikçi Kürtleri öldürdüğünü de kabul ettiğini kaydetti. Güçlü, “Elçi bunu meşru görerek suça ortak oluyor. Elçi’nin bu gönüllü tetikçiliğinin nedeni, Öcalan’ın özel kontenjanından milletvekili olması ve buna karşılık diyet borcunu ödeme refleksidir.” dedi.
PKK 12 EYLÜL DARBE ORTAMINI HAZIRLADI
İbrahim Güçlü, özel yetkili savcıya 35 sayfalık ifadesini teslim etti. PKK’dan önceki Kürt örgütlerinden 12 Eylül dönemine, Kürt siyasetçilerin öldürülmesinden PKK’nın nasıl tek güç haline getirildiğine kadar detayları anlatan Güçlü’nün ifadesinden bazı bölümler şöyle:
PKK DIŞINDAKİ YAPILAR HAİN İLAN EDİLDİ
PKK, kendi dışındaki tüm Kürdistanlı örgütleri gayrimeşru ve düşman ilân etti. Kendi içinde ortaya çıkan ve çıkacak muhalefeti işbirlikçi, hain, ajan olarak tanımladı. Kendisine taraf olmayan tüm toplumsal kesimleri, özellikle de toplumun üst, egemen, yönetici sınıflarını düşman kabul etti.
PKK’NIN KURUCULARININ BÜYÜK KISMI TÜRK:
PKK’nın öncüsü konumunda olan Öcalan ve diğer grup-parti kurucuları, 1960 sonrası gelişen Kürt ulusal hareketinin hiçbir örgütsel, fikirsel platformuyla ilişkili değildi. PKK’nın kurucularının önemli bir kesimi de Türklerden oluşmuştu. Böyle bir oluşumun kendisi dikkat çekici, endişe verici durumdaydı. Ulusal kurtuluş hareketlerinin parametreleri, gelenekleri, kültürüyle de bağdaşır bir yanı yoktu. Böyle bir yapılanma Kürt oluşumundan ziyade, yabancı bir oluşumun parametre ve verilerini sunar durumdaydı. PKK, taraftarları eliyle, faşistlerin uygulamalarına denk düşen bir zihniyetle, gittikleri her yerde korku yaydılar.
PKK, BÜTÜN KÜRT ÖRGÜTLERİNİ YOK ETTİ:
PKK strateji gereği, bütün Kürt örgütlerine eşzamanlı olarak saldırdı. Öncelikle saldırdığı Kürt örgütlerinden biri Kawa oldu. Kawa’nın liderlerinden Ferit Uzun’u 22 Kasım 1978′de Siverek’te katlettiler.
İNFAZ LİSTESİNİ SAVCIYA VERDİ
Diyarbakır Adliyesi’ne davet edilen İbrahim Güçlü, örgütün infaz ettiği militanların listesinin de yer aldığı 35 sayfalık ifadesini savcıya teslim etti. Güçlü, PKK’nın Kemalistler tarafından kurulduğunu ve gücünü devletten alarak infazlar yaptığını anlattı. Örgütün, kendi dışındaki hiçbir oluşuma hayat hakkı tanımadığını vurguladı.
Azerbaycan ile vizelerin kalkmamasının asıl nedeni
Hep “iki devlet, tek millet” denir Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini tarif ederken. Ancak o “tek milletin” Türkiye bölümü, “ikinci devletleri” Azerbaycan’a giderken vize almak zorunda.
Bu zorunluluğun merak edilen temel nedenini Hürriyet gazetesinden Zeynep Gürcanlı kaleme aldı..
‘TEK MİLLET-İKİ DEVLET’ AMA VİZELER NEDEN KALDIRILMADI
Türkiye, son dönemde “tek millet-iki devlet” olmadığı pek çok ülkeyle vizeyi kaldırdı. Suriye’den Rusya’ya, Ukrayna’dan Afrika ülkelerine kadar birçok ülkeyle vizeler karşılıklı olarak kaldırıldı.
Hatta, komşumuz, tıpkı Azerbaycan gibi bir Kafkasya ülkesi olan Gürcistan’la, pasaport bile kaldırıldı. Türk ve Gürcü vatandaşları sadece nüfus cüzdanları ile karşılıklı yolculuk yapabilir hale geldi.
Türkiye, 30 günü geçmeyecek ziyaretler için Azerbaycan vatandaşlarına vize uygulamıyor. Yani Azeriler pasaportları ellerinde, vizesiz Türkiye’ye girerken, Türk vatandaşları Azerbaycan’a, birkaç günlük ziyaret için bile vize almak zorunda.
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin davetiyle gittiğim Bakü’de, görüştüğüm tüm Azeri yetkililere bu konuyu sordum.
Soruma iki ayrı yanıt verildi.
Biri, teyp açıkken yapılan resmi açıklamalar. Diğeri ise, yazılmamak kaydıyla yaptığımız sohbetlerde Azeri yetkililerin söyledikleri.
Önce resmi açıklamaları vermekte yarar var.
Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Xalaf Xalafov vizenin kaldırılması konusunda “irade bulunduğunu”, ancak bürokratik işlemlerin sürdüğünü vurguladı; “Vize kaldırılması için irade var. Ama bunun gerçekleştirilmesi için dahili prosedür meseleleri konusunda çalışıyoruz. Sınır kapılarının teknolojik olarak geliştirilmesi, güvenliklerinin tam sağlanmasıyla ilgili unsurlara bağlıdır” dedi.
TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİNE BAĞLI BİR MESELE DEĞİL
Tam bir diplomat gibi konuşan Xalafov, sorumuzu yanıtlarken vizenin kaldırılmamasının asıl nedenini hiç söylemedi. Sadece küçücük bir ipucu verdi. “Elbette bu bizim Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine bağlı bir mesele değil” dedi.
İpucunu biraz daha açan kişi ise Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in siyasi konulardaki “sağ kolu” olarak nitelendirilen dış politika danışmanı Büyükelçi Novruz Mammadov oldu.
O da temkinli konuştu. Ama bir adım ileri giderek, vizenin kaldırılmasının asıl nedeninin Azerbaycan’ın bir başka komşusu ile ilişkilerine bağlı olduğuna dikkat çekti. Mammadov, “Bizim Türkiye ile vizeyi kaldırıp İran ile kaldırmamamız söz konusu olamaz” dedi.

ASIL SORUN İRAN
Bunlar resmi açıklamalar. Her iki yetkilinin de teypler açıkken verdikleri ipucu, Türkiye-Azerbaycan arasındaki vize sorununun İran’a bağlı olduğunu gösteriyor.
Üç gün boyunca Bakü’de görüştüğümüz gazeteciler, akademisyenler ve siyasetçiler, teypler kapandığında ise bu “İran engelini” biraz daha açtılar.
İran ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından hep inişli çıkışlı oldu. Gerginlik ilişkilerde hiç eksik olmadı.
Ama iki komşu ülke, tüm sorunlara rağmen birlikte yaşamak zorunda. Özellikle Azerbaycan, topraklarının bir parçası olan Nahçivan’a ancak İran üzerinden ulaşabiliyor.
Durumu anlamak için haritaya şöyle bir bakmak yeterli.
Nahçivan ile Azerbaycan’ın diğer bölgeleri arasındaki topraklar, Azerbaycan’ın savaş durumunda olduğu Ermenistan’ın kontrolünde. Nahçivan’a ancak İran topraklarından açılmış bir koridor ile ulaşılabiliyor Azerbaycan’ın diğer bölgelerinden.
Ve Azerbaycan, İran vatandaşlarına da vize uyguluyor.
Azeri yetkililerin anlattıklarına göre, İran, Türkiye ile vizelerin kalkması halinde, Azerbaycan’dan kendi vatandaşlarına da vizeyi kaldırmasını istiyor. Aksi halde, Nahçivan ile Azerbaycan’ın diğer bölgelerini birbirine bağlayan, İran topraklarından geçen yolu “kapatacağını” dile getiriyor.
Azerbaycan ise İranlılara vizeyi kaldırmak istemiyor.
Bunun nedeni ise bölgenin demografik yapısında yatıyor. Azerbaycan’ın nüfusu 9 milyon. 75 milyonluk İran’ın nüfusunun yaklaşık yarısı, yani 35 milyonu da Azeri. Yani Azerbaycan ile İran arasında bir “akrabalık bağı” var. Oysa İran siyaseten Acem ve Şii değerlerini öne çıkarıyor, Azerilerin kültürel farklarını ise Şiilik şemsiyesi altında eritmeye yönelik bir politika izliyor.
Azerbaycan’da ise daha çok öne çıkan unsur milli kültürel yapı, yani Azerilik.
ALİYEV’İN SÖZLERİ GERGİNLİĞE NEDEN OLMUŞTU
Nitekim, Bakü ile Tahran arasındaki en büyük gerginliklerden biri Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Dünyadaki 50 milyon Azeri’nin Cumhurbaşkanı’yım” açıklaması üzerine çıkmış, İran bu sözlerin ne anlama geldiği konusunda açıklama istemişti.
Azeri yetkililere göre, işte tüm bu gerginlik içinde, Azeriler İran vatandaşlarının kontrol imkanı olmadan serbestçe ülkeye girmesinden tedirginlik duyuyorlar. Vizeyi kaldıramıyorlar.
Sınırda kontrolün kalkması halinde, İran’dan hem “rejim ithal etmek isteyecek” unsurların ülkeye daha serbest gireceğinden, hem de uyuşturucu trafiği güzergahı olan İran’ın bu sorunu Azerbaycan’a da taşıyacağından endişe duyuyorlar.
Azerilerin söylediklerine göre, tüm bu unsurlar alt alta koyulduğunda ise sırf İran’a vizeyi kaldıramadıklarından, Türkiye’ye de kaldıramıyorlar.
Bakü’de anlatılanlar bunlar.
Bu tablo, Türkiye’deki “Azerbaycan vizesi kalkmalı” beklentisini yatıştırır mı?
İşte onu bilmiyorum…
Uludere pilotları travma yaşamış
Radikal gazetesinden Deniz Zeyrek’in haberine göre, bir buçuk aydır gündemden düşmeyen Uludere olayında, ‘karar mekanizmasında’ hiçbir şekilde bulunmadıkları halde operasyonun kalbinde yer alan savaş pilotlarının, olaydan sonra yaklaşık 10 gün askeri üste izole edildikleri, bunda da operasyon sırasında duydukları tereddüt nedeniyle olaydan sonra psikolojik travma yaşamalarının etkili olduğu bildirildi. Askeri kaynaklar, olaydan pilotların psikolojilerinin olumsuz etkilendiğini, güvenlik gerekçesiyle de bir süre kimseyle görüşemediklerini doğruladı, ancak pilotların ‘tereddüt ettikleri’ iddiası doğrulanmadı.
10 GÜN BOYUNCA KARAHGAHTA İZOLE EDİLDİLER
Başkentte konuşulan iddiaya göre operasyonda görev alan dört pilot, operasyon sırasında ‘hedefin niteliği’ konusunda tereddüt bildirmişti ve operasyonda ölen 34 kişinin siviller olduğu anlaşılınca psikolojik travma yaşamıştı. Bu konuyu sorduğumuz askeri kaynaklar, pilotların yaklaşık 10 gün boyunca karargâh dışına çıkmadıklarını, ancak ikinci haftadan itibaren normal rutinlerine döndüklerini teyid ettiler. Karargâhtaki tecridin nedeninin ise “Askerlerin olaydan psikolojik olarak olumsuz etkilenmesi” ve “Güvenlik gerekçesi” olduğu ifade edildi. Ancak, pilotların operasyonda tereddüt duyduğu bilgisi askeri kaynaklarca doğrulanmadı.
Pilotlar, operasyon karar mekanizmasında yok ama uygulayıcı konumunda olduklarından operasyonun en kilit unsurları olarak görülüyor. Operasyon kararı, Kara Kuvvetleri’nin talebi doğrultusunda Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı komutanlıklarca alınıyor. Emir aldıktan sonra havalanan pilotları, insansız hava araçları Heron’ların görüntülerini alıp değerlendiren Batman’daki yer personeli yönlendiriyor.
SESTEN HIZLI GİDERKEN KAÇAKÇI MI PKK’LI MI OLDUĞUNU BİLEMEZLER
Hedefin koordinatları şifreli olarak pilotlara iletiliyor ve pilotlar Heron’larca lazerle işaretlenen koordinatları bombalıyor. Heron’ları yönlendiren yer personeli, ilk sorti sonrasında hedefin hareketlerine göre yeni koordinatları diğer savaş uçaklarına iletiyor. Askeri kaynaklar,Uludere yakınlarındaki operasyonun jetler ve pilotlar için ‘gece uçuşu’ niteliğinde olduğuna ve pilotların düğmeye kendilerine verilen koordinatlar dışında hiçbir veri olmadan bastığına dikkat çekerek, “Sesten hızlı giderken hedefin kaçakçı mı PKK’lı mı olduğu konusunda bir yargıya varamazlar” diyor.
44 dakika süren operasyon sırasında dört ayrı sorti yapan dört F-16 pilotu ile yer personeli arasında geçen diyaloglar incelendiğinde operasyon sırasında bir tereddüt ortaya çıkıp çıkmadığının görülebileceğine işaret ediliyor.
Heron görüntülerini izleyen İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, kayıtlarda uçakların görünmediğini vurgularken, pilotların tereddüt edip boş sorti yapıp yapmadığının da o görüntülerden anlaşılamayacağını söyledi. Görüntülerden pilotların süreçteki rolünün sadece kendilerine şifreli iletilen koordinatı bombalamak olduğunun anlaşıldığına dikkat çeken Üstün, iddianın ‘şehir efsanesi’ olduğu ve pilotların bu olayda hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı görüşünde.
AYGÜN: DÖRT KİŞİ NİYE BIRAKILDI?
Görüntüleri izleyen Meclis komisyonunun CHP’li üyesi Hüseyin Aygün bombalananların PKK’lı olmadığının anlaşıldığını ısrarla savunuyor. Aygün pilotların tereddüt edip etmediğini ise anlamadıklarını vurguladı:
“Dört ayrı bombalama var. İlki 21.40, ikincisi 21 50, üçüncüsü 22.03 ve sonuncusu 22.24′te. Aşağıdaki grup dörde bölünmüş. Uçaklar bu dört grubu ayrı ayrı vurmuş. İlk bombalamadan sonra bile aşağıdakilerin PKK’lı olmadığı çıkarılabilir. Nitekim kaçmak yerine toplu halde hareketsiz ölümü beklemişler. PKK’lılar olsa refleksleri böyle olmazdı herhalde. Bombalardan, o gruplardan uzakta oldukları için kurtulan dört kişi de Heron tarafından takip edildiği halde, jetler görevi tamamlamış. Madem Fehman Hüseyin’in olduğuna inanılıyor, o dört kişiden biri de Fehman Hüseyin olabilirdi. Bir yanlışlık görmedilerse Heron’lar izlediği halde, kaçan dört kişinin peşi neden bırakılmış?”
Kent merkezindeki askeri kışlalar taşınıyor
TEDAŞ santral memuruna saldırı: 4 gözaltı
Muş Bulanık Kaymakamı Ferit Gözükmez’den alınan bilgilere göre, Bulanık ilçesine bağlı Şatırlar Köyü’nde fırtına nedeniyle birkaç gün önce trafonun arızalandığını, köylülerin durumu dün Tedaş İlçe Müdürlüğü’ne gelerek bildirdiklerini söyledi. Yoğun kar yağışı ve yolların kapalı olmasına rağmen TEDAŞ ekipleri köye gittiklerini ancak köylülerin mevcut sigorta ve malzemeleri beğenmediklerinden TEDAŞ ekiplerinin geri döndüklerini bildirdi.
MEMURU DARP ETTİLER
Gözükmez, daha sonra köylülerin TEDAŞ Müdürlüğü’ne gelip santral memurunu darp ettiklerini, yaralanan memurun ambulansla Bulanık Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığını, burada yapılan ilk müdahalenin ardından da, Muş Devlet Hastanesi’ne sevk edildiğini belirtti.
Gözükmez, olayı gerçekleştirdiği iddia edilen 4 kişinin gözaltına alındığını, olay ile ilgili soruşturmanın sürdürüldüğünün bildirdi.
Cumhuriyet CHP’den umudu kesti
Star gazetesinde Taha Kıvanç mahlasıyla köşe yazıları yazan Fehmi Koru, bugünkü köşesinde ‘Cumhuriyet gazetesinde neler oluyor?’ sorusuna yanıt aradı. Koru’nun edindiği bilgilere göre; Cumhuriyet CHP’den umudu kesmiş, arayış içinde.. Kimse henüz ‘AKP’ci’ olmamış, kimse de ‘Cemaatçi’; ancak iki tarafa da ilgi büyük…
İşte Koru’nun ‘Cemaat’in gücü’ başlıklı o yazısı:
Eski Cumhuriyet’çi bir dostum, “Benim umum neşriyat müdürü dalga mı geçiyor?” diye bana sordu. Cumhuriyet’te geçirdiği günleri hayli neşeli bir dille kitaplaştıran eski yayın yönetmeni, önceki gün, Milliyet’te, son haftanın popüler tartışmasına Cemaat’in gücünü irdeleyen bir yazıyla katkıda bulundu.
Cemaat’in gücünü futboldan biliyormuş…
Siz de şaşırdınız, değil mi? Şaşırmayın. Aslında Cemaat’in futbola ilgisinden değil de organizasyon yeteneğinden söz ediyor… En iyisi okuyalım:
“Futboldan. Evet öyle. Yurtdışındaki organize halleri çok iyidir. 2008 yılında Avrupa Futbol Şampiyonası’nı izliyordum. Türkiye yarı finale kalmış, Basel’de Almanya’yla oynayacaktı. Oteller, pansiyonlar doluydu. Yer bulamıyordum. Cemaatten bir meslektaşımı aradım, derdimi anlattım. Çok geçmedi cep telefonum çaldı, birkaç saat içinde yatacak yer bulunmuştu Basel’de…”
Benzer bir olayı daha sonra da yaşamış, ama bu defa Durban ve Cape Town’daki (Güney Afrika) otellerde Cemaat yer bulamamış… “Sonunda beni her iki şehirde de Gülen Cemaati okullarının yurtlarında misafir ettiler” diyor…
Yazısını “Bakalım, önümüzdeki haziran-temmuz aylarında Polonya ve Ukrayna’da yapılacak Avrupa Futbol Şampiyonası’nda yolum yine onlara düşecek mi?” dipnotuyla bitirmiş yazar…
Dostum “Başka örnekler de vermiş” itirazımı dinlemedi, “Şaka gibi” dedi ve ekledi: “Öyle bir durumda kaldığımda Google üzerinden arama yapıyorum, bir yerlerde bir oda mutlaka çıkıyor…”
Cumhuriyet’te neler oluyor?
Hayli değer verdiğim bir yazara dokundurmasına biraz da “Cumhuriyet’te neler oluyor?”sorusuna en iyi cevabı ondan alabileceğim düşüncesiyle tahammül ettim. Aramasının sebebi de dünkü yazımdaki bir yanlış anlamayı düzeltmekmiş…
“Sen sol kökenden gelmediğin için o kesimde fraksiyonların nasıl doğduğunu, ittifakların nasıl kurulduğunu bilmiyorsun. Solda her zaman iki belirgin fraksiyon olmuştur. Moskova ilham kaynağı iken birileri Çin’i keşfetti sözgelimi… TİP kuruldu, karşısına Milli Demokratik Devrimciler çıktı. Birileri ‘Bütün dünya işçileri birleşin’ sloganı altında evrenselliği savunurken, başkaları Marks’tan ‘Asya Tipi Üretim Tarzı’ tezini keşfedip “Biz farklıyız” diye karşılarına dikildi.”
CHP’den umudu kesmişler, arayış içindeler
Anladım. Sürekli devrim sürekli ihtilâf doğurmuş, ihtilâflar da fraksiyonları… “Gazete şimdi böyle bir karmaşa yaşıyor” dedi dostum. CHP’den umut kesmişler. Hükmü şu oldu: “Arayış içindeler…”
İki tarafa da ilgi büyük
Kimse henüz ‘AKP’ci’ olmamış, kimse de ‘Cemaatçi’; “Ancak” dedi dostum, “İki tarafa da ilgi büyük. Bu da gazetenin yayın politikasına yansıyor. İzlenen dengeli politika ise bazıları bayağı dogmatik olan yazarların öfkesini davet ediyor.”
Mustafa Sönmez bir süredir Cumhuriyet’te yazıyor, ama son tartışma başladığından beri gazetesinin yayınlarını beğenmediğini, bir yazısında manşetleri ‘sade suya tirit’ gördüğünü yazarak ilân etti. Köşe yazarları doğru tespitlerde bulunuyorlarmış, ama…
Ben de Mustafa Sönmez’in ismen övdüğü yazarlardan birinin ‘AKP’li’ mi olduğunu -yazdıklarından hareketle- sorguladım dün… AK Partilileri temel tercihlerde ‘anti-emperyalist’, İsrail ile mesafeli, ABD’nin politikalarına direnir buluyor da ondan…
Geç kalmış bir keşif belki, ama..
Geç kalmış bir keşif belki, ama yine de Cumhuriyet’te çıkması sebebiyle önemli…
“Hayır” dedi gazeteyi içeriden tanıyan dostum. “Mutlaka birileriyle olan görüş farklılığını iyice belirgin hale getirmek için yazılmıştır o yazılar; muhtemelen yeni bir kırılma yaşanmış ve iki cephe oluşmuştur. Eski günlerdeki gibi. Biri diğerine üstün gelebilmek için kullanıyordur son olayın değerlendirmesini…”
Cumhuriyetin geldiği nokta ilginç..
Ne sebeple olursa olsun, Cumhuriyet’in geldiği noktayı ilginç buluyorum ben.
Davos tepelerine yaptığım son seyahat geldi aklıma. O sırada yazdığım gazete Dünya Ekonomik Forumu’nda önemli gelişmeler bekliyordu ve eski bir Davosçu olarak dağa tırmanmak bana düşmüştü. Otelleri yokladım; toplantılara yakın yerlerde oda bulamadım.”Bizimle kal” teklifi Zaman adına Davos’a katılanlardan geldi. Birlikte bir dairede kaldık.
Ekleyeyim: Google-öncesi bir dönemdi.
Şahin’e aşüfte sözünden yaptırım yok
Hürriyet gazetesinden Umut Erdem’in haberine göre, BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Arınç’a yazılı önergeyle “Ünlü Kürt sanatçı Rojin hakkında hakaret içeren ifadede bulunan TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in cezalandırılması hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını, söz konusu kişinin kamuoyunun yoğun isteğine rağmen niçin görevden alınmadığını” sordu.
DİSİPLİN YAPTIRIMI ÖNGÖRÜLMEDİ
Arınç, soru önergesine, özetle şu yanıtı verdi: “TRT, Anayasamızın 133′üncü maddesi ile 2954 sayılı TRT Kanunu’nun 1 ve 8′inci maddeleri gereğince özerk, tarafsız kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluştur. TRT Kurumu Genel Müdürü’nün atama ve görevden alma usulü, özel bir düzenlemeye tabi kılınmış ve 2954 sayılı TRT Kanunu’nun 13′üncü maddesinde hükme bağlanmıştır. Ayrıca mevzuatta TRT Genel Müdürü için bir disiplin yaptırımı da öngörülmemiştir. Dolayısıyla konunun bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir. Kaldı ki önergede bahsedilen konu hakkında, TRT Genel Müdürü yaptığı bir açıklamayla kamuoyundan özür dilemiş, ayrıca bizim düşüncelerimiz de kamuoyu ile paylaşılmıştır.”
Tartışma yaratan kim içki satıyor listesi istemi
TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanlığı, 22 Aralık 2011′de Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu’na (TESK) resmi bir yazı göndererek, alkollü içki satan büfe, bakkal, market, birahane ve içkili lokantaların illere göre listesini istedi.
AK Partili Komisyon Başkanı Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl imzalı yazıda ayrıca, alkollü içkilerin adını afişe ederek satış yapan işyerlerinin bildirilmesi talep edildi. Gerekçe olarak ‘Alkollü içki sektörünün etkin şekilde denetlenmesi, alkollü içki tüketiminin sağlığa, sosyal hayata ve ekonomiye verdiği zararların azaltılması amacıyla komisyonda yapılacak çalışmalar’ gösterildi.
İSİM İSİM KİM İÇKİ İÇİYOR LİSTESİNİ İSTEDİ
Ancak TBMM antetli talep yazısı TESK’te rahatsızlık yarattı. Durum şifai yolla Komisyon Başkanı Erdöl’e bildirildi. Bir milletvekili de Erdöl’ü arayarak ‘isim isim liste istenmesinin doğru olmayacağı’ uyarısında bulundu.
Bunun üzerine Erdöl, 27 Ocak 2012 tarihinde yeni bir yazı kaleme alarak TESK’e gönderdi. İlkinde alkollü içki satan işletmeleri isim isim isteyen Erdöl, ikinci yazıda bu talepten vazgeçti. Alkollü içki satan işletmelerle alkollü içkilerin adını afişe ederek satış yapan işletmelerin illere göre sayısını istedi. Bu talebin, ‘Alkollü içki piyasasını düzenleyen yasal mevzuatın ilgili esnaf veya ticari işletmeleri ne ölçüde etkilediğine ilişkin çalışma amacıyla istendiği’ vurgulandı.
İSİM İSİM LİSTENİN İSTENMESİ DAKTİLO HATASI
Akşam gazetesine konuşan Cevdet Erdöl ise kendisini şöyle savundu:
“Komisyon Başkanı olarak benim görevim gençleri, çocukları, aileleri ve toplumu bağımlılıklardan korumak, kurtarmak ve bu amaçla çalışmalar yapmaktır. Alkollü içki satan işletmelere yönelik çalışmayı da bu amaçla, komisyon başkanı olarak başlattım. İlk yazıda yer alan, ‘İşletmelerin isim isim listelerinin istenmesi’ daktilo hatasından kaynaklanmış bir durum.
TESK’ten bilgi istemem, fişleme ya da andıç anlamına gelmemeli. Ben istihbaratçı mıyım ki fişleme yapayım.”







