mynet sohbet cinsel sohbet mynet sohbet sohbet odaları film izle güzel sözler

Mardin Kalesi’ne onarım parası yok!

13 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

Kültür Bakanlığı, askeri yasak bölge kapsamında olan bin yıllık Mardin Kalesi’ni turizme açmak için Milli Savunma Bakanlığı’ndan istedi. Savunma Bakanlığı da “Taşınırız ama masrafları siz karşılayın” dedi. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın Mardin Kalesi’nin ne zaman turizme açılacağı sorusuna verdiği cevapta, bakanlığının gerekli ödeneği bulamadığı için Mardin Kalesi’nin devir işleminin şimdilik kaldığını belirtti. “Kartal Yuvası” olarak adlandırılan ve Mardin’in kartpostallara geçmiş genel görünümüyle bütünleşmiş kale, 975 yılında Hamdaniler tarafından inşa edildi. Mardin’i tepeden gören ve kayalıklar üzerine inşa edilen Mardin kalesi, 1 km uzunluğunda, 30-150 metre genişliğinde. Ovadan bin metre yükseklikte bulunan kalede çok sayıda tarihi eser yer alıyor. Hakkında birçok efsanenin ve türkünün bulunduğu Mardin Kalesi’nin turizme açılması için sivil toplum örgütleri uzun süreden beri mücadele veriyor.

HT GAZETE- İnan GEDİK

Devamini oku

Senfoni’den Sevgililer Günü özel konseri

13 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

Can HACIOĞLU / ESKİŞEHİR (AHT)

Bu sezon 10′uncu yaşını kutlayan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası, bu haftaki programında Sevgililer Günü Özel Konseri düzenledi.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda ardı ardına iki gün arayla Sevgililer Günü Özel Konseri veren Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’na başarılı flüt sanatçıları Zeynep Keleşoğlu ve Halit Turgay’a eşlik etti. Şef Ender Sakpınar yönetimindeki orkestra, konserin ikinci bölümünde seslendirdiği Berlioz’un Fantastik Senfoni 14 nolu eserinde gösterdiği başarılı performansıyla beğeni topladı.

Şef Sakpınar, bu yıl 10′uncu yılını kutlayan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın, her geçen yıl yükselen kalitesiyle Türkiye’nin önemli orkestralarından bir olduklarını söyledi. Sevgililer Günü Özel Konseri’ne aralarında Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in de bulunduğu çok sayıda Eskişehirli katıldı.

Devamini oku

‘Savaş Atı’nın rakibi gangster kedi

13 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

Felicioli-Gagnol ikilisinin “Belleville’de Randevu”nun el çizimi animasyonu tekniklerine yakın bir düşünceyle ürettiği “Hırsız Kedi Paris’te”, detaycı evreni, kübist mimarisi ve büyük şehir yozlaşmasına yaklaşımıyla öne çıkıyor. Gangster dünyasına konuşmayan bir kedinin gözünden bakış atıp çocuk filmlerinin muhafazakar mesajlarını altüst eden eserin, Japon animelerinde gördüğümüz karakter prototiplerine de uyum sağladığı söylenebilir. Bilindiği üzere Fransız animasyonu “Hırsız Kedi Paris’te”, 84. Oscar Ödülleri’nde “Arabalar 2”, “Tenten’in Maceraları”, “Neşeli Ayaklar 2” gibi Amerikalı rakiplerini alt ederek ‘En İyi Animasyon’ kategorisinde aday oldu. Ben de hazır ödül töreni yaklaşmışken geçtiğimiz aylarda ülkemizde vizyona girmeden DVD raflarında kendine yer bulan bu eseri ele almak istedim.

Fransa’da animasyon anlayışı, hiç kuşkusuz ne Japonya ne de ABD’nin hakim geleneklerine benziyor. Ancak bir diğer taraftan da bu konuda Japon animeleriyle akrabalık kuran bir ‘alan’ın varlığından söz etmek mümkün. Özellikle Sylvain Chomet’nin getirdikleriyle girilen ‘el işi yol’ bir hayli kıymetli. Ama nedendir bilinmez “Belleville’de Randevu” (“Les Triplettes de Belleville”, 2003) kadar üst düzey ürünler verilmedi dokuz senedir.

Konuşmayan kedi, aile filmi geleneklerini yıkıyor

Daha ziyade ‘bilimkurgu’ veya ‘kara film’ güdüsünü öne çıkaran farklı çizimli işler izledik. Bu da filmin yarattığı etkinin ‘alternatif teknik geliştir!’ emrine kadar uzandığını ispatlıyor. Jean-Loup Felicioli-Alain Gagnol ikilisi ise Chomet’nin sessiz stilini sinema tarihine saygı duruşunda bulunan bozucu bir aile filmi üzerinden yorumlamış. “Hırsız Kedi Paris’te” (“Une Vie de Chat”, 2010) sözde bir kedinin şehrin göbeğindeki sahibesinin yanında yaşadıklarını anlatıyor gibi yapsa da, esasen klasik Fransız gangster filmlerine saygı duruşunda bulunan kübist bir koşuşturmacanın adresine dönüşmüş.

Zaman zaman ‘el çizimi animasyonu’nun insan karakterler konusunda ‘boyut’ kaçırdığı söylenebilir. Ancak genel anlamda Julien Duvivier’nin “Paris’in Çatıları Altında”sı (“Sous le Toits de Paris”, 1930) misali bir Fransız Şiirsel Gerçekçiliği arka planlı mücadelenin yerine getirildiği görülebiliyor. Bu da gangster filmine konuşmayarak yaş ortlamasını düşürmeyen bir kedinin gözünden bakış atmaya yarıyor aslında. “Savaş Atı”ndaki (“War Horse”, 2011) ‘atın 1. Dünya Savaşı gözlemi’nin burada Fransa’nın sosyal yapısına ve 40’larda yükselen ‘gangster filmi’ eğilimine transfer edildiği net.

Büyük şehrin yozlaşmasına aşağıdan bakış

Bu da yönetmenlerin el çizimi gözlemini doruklara taşırken, animelerde gördüğümüz derecede ilginç bir tutarlılıkla ilerlemesini sağlıyor. “Hırsız Kedi Paris’te”, gerçek anlamda ‘bir kedinin gözünden gangster dünyası’nın özetini sunmakla kalmıyor. Aynı zamanda açgözlü, ikiyüzlü ve paragöz bir portrenin animasyon temsilini fazlasıyla mimari bir detaycılıkla sarıyor ve Felicioli-Gagnol ikilisinin sanat dalındaki yolunu da açmaya yarıyor.

Asla bir çocuk animasyonu olmayan eserin, daha ziyade büyükleri hedefleyerek ‘büyük şehir yozlaşması’ temasına yöneldiği kesin. Bu durum, buradaki küçücük hayvandan çıkan sonuçları yerine ulaştırırken, ‘kedi bakışı’ ile suç dünyasının mercek altına alınmasına da destek veriyor.

Künye:

 

Hırsız Kedi Paris’te (Une Vie de Chat / A Cat in Paris)

Yönetmen: Jean-Loup Felicioli, Alain Gagnol

Seslendirenler: Dominique Blanc, Bruno Salomone, Jean Benguigui

Süre: 62 Dk.

Yapım Yılı: 2010

 

keremakca@haberturk.com

 

Devamini oku

İrlandalı aktör hayatını kaybetti

13 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

İrlanda devlet kanalı RTE, sinema, tiyatro ve televizyon dünyasının tanınmış isimlerinden Kelly’nin, geçirdiği rahatsızlık nedeniyle kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiğini bildirdi.

Oyunculuğa çocukken Dublin’deki Gaiety Tiyatrosu’nda başlayan ve Abbey Tiyatrosu’nda devam eden David Kelly, yarım asrı aşkın sanat kariyeri boyunca çok sayıda oyun, televizyon dizisi ve sinema filminde rol aldı.

Kelly, özellikle Ned Devine’i Diriltmek (1998) ve Charlie’nin Çikolata Fabrikası (2005) filmlerindeki usta oyunculuğuyla dikkati çekti.

İrlanda’da 1929 yılında dünyaya gelen iki çocuk babası David Kelly, kendisi gibi oyuncu olan eşi Laurie Morton ile Dublin’de yaşamını sürdürüyordu.

AA

Devamini oku

Tarihi isimleri canlandıranlar Oscar’ı kapıyor

13 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

Geçen yılki törenlerde Kral 6. George’u canlandıran Colin Firth Oscar ödülünü kazanırken, bu sene de İngiltere’nin ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher rolünde kamera karşısına geçen Meryl Streep ile efsane sarışın Marilyn Monroe’yu canlandırarak ”Altın Küre” kazanan Michelle Williams, altın heykelcik için yarışacak.

Oscar ödülleri için geri sayım devam ederken, gözler altın heykelciğin ünlü adayları arasındaki yarışa çevrildi. Oscar koşusunda tarihe damga vuran isimleri canlandıran oyuncuların birçoğu ödülü kazanırken, bu yılki törende de farklı alanlarda tarihe geçen iki önemli ismi canlandıran sanatçılar, ”En İyi Kadın Oyuncu” ödülü için yarışacak.

Her ikisi de ”En İyi Kadın Oyuncu” dalında Altın Küre, BAFTA ve Oscar ödülüne aday gösterilen Meryl Streep ile Michelle Williams’ın bu yılki sinema ödüllerinin en önemli favorileri olduğu yönünde yorumlar yapılıyor. Michelle Williams, ”Altın Küre” yarışında ödülü kazanırken, oyuncuların her ikisi İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) Ödülü için de aday gösterildi. BAFTA ödülleri, yarın sahiplerini bulacak.

 İşte 2012 Oscar adayları! GALERİ

“DEMİR YUMRUKLU LEYDİ”
Altın heykelciğe 17 kez aday gösterilen ve ilk kez 1978 yılında 29 yaşındayken Oscar’a aday gösterilen Meryl Streep, 1 yıl sonra ”Kramer Kramer’e Karşı” filmindeki unutulmaz oyunculuğuyla ”En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dalında heykelciği kucakladı. Streep, 1982 senesinde de ”Sophie’nin Seçimi” filmindeki ”Sophie” rolüyle ”En İyi Kadın Oyuncu” dalında Oscar aldı.

Bugüne kadar elde ettiği rekor adaylığa karşın 30 yıldır ödülü evine götüremeyen sanatçı, bu yıl da ”En İyi Kadın Oyuncu” dalında Oscar’a aday. Filmde yapılan makyajla Thatcher’a tıpatıp benzeyen 63 yaşındaki tecrübeli oyuncu, Mark Coulier ve J. Roy Helland’ın yaptığı bu başarılı makyajla, halen hayatta olan 86 yaşındaki eski başbakanın yaşına getirildi. Film, ”En İyi Makyaj” dalında Oscar’a aday gösterilirken, İngiltere ve dünya tarihine damga vuran Thatcher rolüyle Streep’in üçüncü oscarını kazanıp kazanmayacağı merak konusu.

MARILIYN MONROE ROLÜ “ALTIN KÜRE” GETİRDİ
Eşi oyuncu Heath Ledger’ı geçtiğimiz yıllarda trajik bir biçimde kaybeden Michelle Williams, yaşadığı büyük acıdan sonra kariyerine yoğunlaştı ve bu yıl hızlı bir çıkış yaşadı. Marilyn Monroe’nun başrolünü üstlendiği 1957 yapımı ”Prens ve Şov Kızı” adlı filmin çekimleri sırasında güzel sarışının genç bir asistanla yakınlaşmasını konu alan ”Marilyn ile Bir Hafta” filminin çekileceği haberi duyulduğunda gözler, beyazperdenin efsanevi sarışınını canlandıracak olan Williams’ın üzerine çevrildi.

Türkiye’de dün gösterime giren yapımda kamera karşısına geçen Williams, Kenneth Branagh, Eddie Redmayne, Dougray Scott ve Judi Dench gibi güçlü bir oyuncu kadrosuyla rol aldı. Colin Clark’ın iki kitabından yararlanılarak beyazperdeye uyarlanan filmdeki Monroe rolüyle Michelle Williams, ”En İyi Kadın Oyuncu” dalında ”Altın Küre” ödülünü kazandı. Oscar ve BAFTA ödüllerinde de aynı dalda aday gösterilen Williams’a aynı eşi gibi genç yaşta yaşamdan ayrılan Marilyn Monroe’yu canlandırmak büyük şans getirdi.

KEKEME KRAL OSCAR GETİRDİ
İngiliz Şövalyelik Nişanı sahibi, tiyatro kökenli usta oyuncu Colin Firth, kekemeliğiyle mücadele eden İngiltere Kralı 6. George’un gerçek hayat hikayesinden kesitler sunulan ”Zoraki Kral” adlı yapımda kralı canlandırdı.

Kekeme olduğu için zorlu bir konuşmanın altından kalkmaya çalışan ve bunun için ders alan 6. George’u başarıyla beyazperdeye getiren ünlü İngiliz oyuncu, ”En İyi Erkek Oyuncu” dalında sırasıyla Altın Küre, BAFTA ve Oscar ödüllerini kucakladı.

83. Oscar ödüllerine damgasını vuran ”Zoraki Kral” filmi, ”En İyi Film”, ”En İyi Yönetmen”, ”En İyi Erkek Oyuncu” ve ”En İyi Senaryo” olmak üzere 4 dalda ödül alırken, kral tacı Firth’e de uğurlu geldi.

O DA DEĞİŞMEZ KRALİÇE
İngiliz tarihinin iki önemli kraliçesi I. Elizabeth ve II. Elizabeth’i canlandıran Helen Mirren, saraylarda geçen vaktinin karşılığında kariyerini ödüllerle de süsledi.

Mirren, rol aldığı ”The Queen” adlı film için yapılan özel makyajla aslında fiziksel olarak hiç de benzemediği II. Elizabeth’in ikizi gibi olurken, sanatçı, bu rolüyle 79. Oscar törenlerinden altın heykelcikle ayrıldı.

Ünlü oyuncu Nicole Kidman da 2001 yılında ”Moulin Rouge” filminde hem sesinin güzelliğini hem de oyunculuk yeteneğini gösterirken, ilk defa Oscar’a da aday oldu. Bu filmdeki güzelliği Kidman’a Oscar’ı getirmezken, bundan 1 yıl sonra 2002′de makyajla inanılmayacak kadar değişti. ”Saatler” adlı filmde ünlü yazar Virginia Woolf’u canlandıran Nicole Kidman, makyajla kemikli bir yüz ve kocaman bir burna sahip oldu. ”En İyi Kadın Oyuncu” dalında Oscar ödülünü kazanan Kidman, böylece bu dalda altın heykelciği elde eden ilk Avustralyalı aktris unvanına da sahip oldu.

Oscar ödülleri, 26 Şubat’ta Billy Crystal’ın sunacağı törende sahiplerini bulacak.

AA

Devamini oku

Onun ismi de ‘Şöhretler Kaldırımı’nda!

13 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

Paul McCartney, yüzlerce hayranı ve Kanadalı folk rock şarkıcısı ve gitaristi Neil Young’ın da katıldığı bir törenle dün yıldızına kavuştu.

McCartney yaptığı konuşmada, Beatles’deki grup arkadaşları olmadan hiçbir zaman şöhreti yakalayamayacağını söyledi.

Sanatçı, Liverpool’da çocukken, Buddy Holly ile diğer tüm rock&roll’cuları dinlerken, bir gün Hollywood’un Şöhretler Kaldırımı’nda bir yıldız sahibi olabileceğini hiç aklına getirmediğini, bunun o zamanlar için imkansız gibi göründüğünü, ancak bugün burada olduklarını ve bunun gerçekleştiğini söyledi.

McCartney, bunu Beatles’teki arkadaşları John, George and Ringo olmadan yapamayacağını, onlara teşekkür etmek istediğini belirtti.

AA

Devamini oku

“Müziği dua gibi görüyorum”

13 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

Kanada Kraliyet Konservatuvarı’nın, Ortadoğudan Müzik Serisinin ikinci etabı kapsamında sahneye çıkan Ömer Faruk Tekbilek’e, İspanyol-Yahudi müziğinin günümüz temsilcilerinden Yasmin Levy de eşlik etti. 1135 kişilik Koerner Hall salonundaki konserin biletleri günler öncesinde tükendi. Konser sonrasıÖmer Faruk Tekbilek, “Toronto halkı, bizi yine her zamanki sıcaklığı ve samimiyeti ile kucakladı” dedi.

“MÜZİK ALLAH’A ULAŞAN EN KESTİRME YOL”
Müzik ve sanata dair görüşlerini paylaşan sanatçı Ömer Faruk Tekbilek, şunları söyledi:

“Ben müziği öncelikle bir dua olarak, Allah’a giden, özümüze giden ve dolayısıyla Cenab-ı Hakka ulaşan en direkt ve kestirme yol olarak kabul ediyorum. Bu başkaları için farklı olabilir ama benim için müzik yapmak, dua etmek gibi bir şey. Sahnede iken bir şeyi ispat etmek için değil de, içimde, özümde ne varsa onu insanlarla paylaşmak için çalıyorum. Bunu dua gibi gördüğüm için de, sahnede iken, sanki bir mesciddeymişim gibi, arkadaşlarımla, kollektif bir şuurla dua ediyoruz.”

“BİR MELODİYİ ÇALMAM İÇİN, GÖZLERİMİN YAŞARMASI LAZIM”
Albüm hazırlarken, çok seçici davrandığını anlatan Ömer Faruk Tekbilek, bir besteyi seçerken dinlediğinde tüylerinin ürpermesi ya da gözlerinin yaşarması gerektiğini söyledi. Ömer Faruk Tekbilek şöyle devam etti:

“Bir melodiyi duyduğum zaman ya tüylerimin kalkması lazım ya da gözümün yaşarması lazım. O melodi bana birşey vermeli ki, ben de onu insanlarla paylaşabileyim. I Love You’yu da Hasan bana ilk çaldığında tüylerim ürpermişti. Severek çaldığımız zaman duygu yüklü oluyor. Birşey yapmış olmak için değil, her notanın verdiği lezzetle çalıyorum. Zaten melodinin ahengi, bana hangi enstrümanı çalmam gerektiğini söylüyor.”

“SANAT, RUHLA ŞUURUN ÖZÜMLEMESİNİN ÜRÜNÜ”
Gerçek sanatı ve sanatçının nasıl olması gerektiğini anlatan Ömer Faruk Tekbilek, sanatı insan ruhu ile şuurunun özümlemesinin bir ürünü olarak gördüğünü ifade etti ve şöyle konuştu:

“Gerçek sanat, şuurdakilerin, ruhun ruhaniyeti ile yoğrulmasından doğuyor. Bunu kim başarabiliyorsa, gerçek sanatçı da ona diyoruz. Ruhun özünde kendini ispat etme duygusu yok, potansiyelini yaşama isteği var. Ama yaşadıktan sonra da kendi özündeki sükunete dönmek ister. Cenab-ı Hakka giden yol, kullarının sayısı kadar derler. Herkes derece derece.. Kimi yaya kimi atlı/Kimi uçar çift kanatlı der Aşık Veysel.. İnsanlar böylece birbirini etkiliyor işte. Beni de etkileyen insan, Orhan Gencebay’dır. Ben O’nda, sanatkâr özelliğini, insan özelliğini ve Allah’ın rahmet sıfatını gördüm. Orhan Abi, gerçek sanatkâra en güzel örnektir.”

AA

Devamini oku

Ömer Seyfettin’in günlükleri yayımlandı

13 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı en büyük trajedilerden Birinci Balkan Savaşı’nın 100’üncü yılı anısına Dün Bugün Yarın Yayınları, savaşa katılan ünlü edebiyatçı Ömer Seyfettin’in günlüklerini “Balkan Harbi Hatıraları” adıyla yayımladı. Ünlü yazarın günlükleri çekilen eziyetleri, kimsenin bilmediği yaşanan acıları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Ömer Seyfettin günlüklerinde Yunan askerlerince nasıl esir alındığını ve 1 yıl süren esaret günlerini de anlatıyor

Bülent GÜNAL / AHT- ÖZEL HABER

‘ASKERLER ACEMİ, SİLAH DOLDURMASINI BİLMİYOR’
5 Teşrinievvel (18 Ekim 1912):

Yemek, içmek meselesi güçleşti. Dün yemek ve çorba tuzsuzdu. Zabitler candan ve gönülden çalışmıyorlar. Yahut ben öyle görüyorum. Bunun en büyük sebebi amirlerin iktidarsızlıkları… Amirler, hatta karargâh için verdikleri emri bile icra olunmadan değiştiriyorlar (….) Sabah, güneş daha doğmadı. “Çadır yık” borusu vuruldu. İleriye gideceğiz. Galiba Bulgarlar taarruz ettiler (….) Askerin hepsi acemi. Hatta silah doldurmasını bilmiyorlar. İhtiyatların çoğu da Pomak. Bir kelime Türkçe bilmiyorlar. Onbaşıların, çavuşların içinde bir vücut, parlak ve açık bir göz göremiyorum.

‘KENDİMİZİ GALİP SANIYORDUK MEĞER MÜTHİŞ MAĞLUP İMİŞİZ’
10 Teşrinievvel (23 Ekim 1912):
Bugün muharebeye girdik. Daha düşmanı görmeden dört kişi yaralandı, üçü öldü. Topçu mevziinden düşmanın kaçtığını gördük. Ve dürbünle takım çavuşlarımıza gösterdik. O kadar sevindiler ki… Sevinçlerinden avazları çıktığı kadar bağırdılar. (…) Hep kendimizi galip sanıyorduk. Meğer müthiş surette mağlup imişiz. Toplar filan hep kaçtı. En nihayet bizim tabur kalmıştı. Biz de çekildik.

‘HEMEN HERKES İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNÜYOR’
14 Teşrinievvel (27 Ekim 1912) Köprülü:
Kaç gündür, kaç gecedir burada çekmediğimiz sefalet kalmadı. Üzerimize yağmurlar yağdı. Çamurlar içinde yuvarlandık. Askerin hepsi hasta. Kazanlar yolda bırakıldı. Hepimiz açız. Rezalet, felaket son dereceyi buldu. Dağlara yavaş yavaş kar düşmeye başladı. Dayanılmaz derecede soğuk. Rüzgâr durmadan esiyor. İşte şimdi hareket emri verildi. Nereye? Kimse bilmiyor. Niçin? Kimse bilmiyor. Gözlerini kaybetmiş bir kör sürü gibi bocalanıp gidiyoruz. Ortada ne kumandan var, ne kumanda. Hemen herkes intihar etmek istiyor. Yazık namusa bir kıymet ve ehemmiyet verenlere.

‘DEMEK Kİ TÜRKLERİN YAŞAMA HAKKI YOKMUŞ’
16 Teşrinievvel (29 Ekim 1912):
Pirlepe yolunda, İzidor’dayız. (….) Hepimiz aç ve hastayız. Hiçbir şey düşünmüyor, dilimdeki peksimet yaralarının sızılarını dinleyerek ilerliyorum. Demek ki Türklerin yaşama hakkı yokmuş.

‘RUMELİ, YAPIŞMAMAK ÜZERE TÜRKİYE’DEN KOPTU’
17 Teşrinievvel (30 Ekim 1912):
Rumeli eski şeklini alamaz. Artık Rumeli bir daha yapışmamak üzere Türk ilinden kopmuştur. Avrupa’nın orduları gelip Sırp ve Bulgarları buralardan çıkaramaz ya!… Sekiz sene evvel, mektepten yeni çıktığım vakit gezdiğim bu yerleri bir gün böyle kaçarak terk edeceğimizi hiç aklıma getirir miydim?

AĞAÇ KABUĞU YEDİLER
Karadağ’ın 8 Ekim 1912’de Osmanlı Devleti’ne karşı savaş ilan etmesiyle başlayan 1. Balkan Savaşı’nda yaklaşık 1 milyon 300 bin kişi göç etmek zorunda kaldı, yüz binlerce asker şehit düştü. İnsanlar, açlıktan ağaç kabuklarını yedi.

Devamini oku

Biz hiç mi gol olmayacağız?

13 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

Alper Kul ve Özgür Özgülgün’ün birlikte kaleme aldığı “Aut”, futbol dünyasının içini dışındakilerin gözünden yansıtıyor. Eyüp Emre Uçaray’ın yönettiği ve Ferit Kaya, Erkan Kolçak Köstendil, Taner Ölmez, İhsan Ceylan, Sinan Arslan, Volkan Çolpan, Eren Dinler ve İncinur Daşdemir’in oynadığı “Aut” 2 yıl önceden yazılmasına rağmen öngürüsüyle izleyenleri şaşkına çeviriyor.

Biz aslında gol olamamış, furbol ve sebepsiz şiddet arasında cereyanda kalmış bir avuç ötekileriz.
Bu yüzden hep AUT hep AUT. Her yer deplasman bizlere.
Bizler futbolun kötü çocuklarıyız.
Sevinmek için sevmemişiz, hayata futbol katmak için çıkmışız yola terk etmemişiz sevdamızı yol arkadaşı olmuşuz   takımın, hep kalbimizle düşünmüşüz.
Sevdamız münferit vaka değil ki sonuçlar bizi meczup kılsın.
Biz davrandıktan sonra düşünmez; düşündüğü için davranan, tavır alan tarafız. (ötekileriz)
Hayat memat meselelerini futbola kurban etmez; gerekirse futbolu hayata kurban ederiz.
Biz futbolun kötü çocuklarıyız.
Şunu fark ettik ki; hayat bizi sevdamızdan ötürü terk ettikten sonra başka bir biçime bürünmüş.
Yuvarlanıp gidenler,toparlanıp gidenler bi de bizler gibi silinip gidenler.
Biz varsak futbol var.
Yeşil sahaların önsözü bizden sonra yazılacak.
AUT sosyal bir gerçektir.
AUT anarşisttir.

Devamini oku

Bakanlar Cevşen Konserinde buluştu

08 Şubat 2012 Yazan  
Kategori Kültür sanat

Bakanlar Cevşen Konserinde buluştu

Allah’ın güzel isimlerinin yer aldığı Cevşen duasını besteleyen Dolmabahçe Camii’nin İmam Hatibi Halil Necipoğlu, uzun yıllardır emek verdiği besteyi, İstanbul Cemal Reşit Rey’de verdiği bir konserle dinleyicilerle buluşturdu.

Yaklaşık bir buçuk saat süren konserde izleyicilerin gönülleri huzurla doldu. Geceye kabineden İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış olmak üzere 4 bakan iştirak etti. Ayrıca birçok bürokrat ve izleyici de konserin dinleyicileri arasındaydı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kızları da Hilye-i Şerif Sergisi’ni gezdi.

Serginin ardından Yurdal Tokcan’ın müzik yönetmenliğini yaptığı çalışma rast, uşşak, segah, çargah, neva makamlarında bestelenerek vokalistler tarafından dua makamında ve niyaz halinde seslendirildi. Konserde vokalistlere yer yer seyircilerin de eşlik ettiği görüldü.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Hilye-i Şerif Sergisi’ni bakanlarla birlikte gezdiğini ve burada olmaktan çok mutlu olduklarını söyledi. Hilye’nin kelime itibariyle güzel anlamına geldiğini aktaran Dinçer, Hilye’nin bunun dışında özel bir anlam da taşıdığını belirtti. Hilye’nin Rahmet peygamberi Hazreti Peygamber Efendimizin sıfatını anlattığını kaydeden Dinçer, “Yani 4 tane güzellik bir arada. Sergiyi gezerken onu hissettim. Kelime olarak güzel, işlediği konu güzel, hattıyla ayrı güzellik taşıyor. Bütün bu güzellikler arasında niye ben bunu yapmıyorum diye bir endişe taşıdım. Sergide eserler verenleri tebrik ediyorum.” dedi.

Egemen Bağış da bu sergide olmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın burada olmayı çok arzu ettiğini, programına da aldığını ancak son anda çıkan bir mazereti sebebiyle katılamadığını belirten Bağış, Başbakan’ın bütün sanatçıları tebrik ettiğini aktardı.

CİHAN

Devamini oku

Incoming search terms:

  • barış manço 1968
  • büyük cevşen duası konseri dolmabahçe download

Sonraki yazilar »

Turkiye'nin en iyi internet chat sohbet sitesi kelebek sohbet twittersohbet trsohbet kalbinial kalbimial kerizm kerizimChat kelebek kalbiniver mirclan sohbet Odalarında kalıcı dostluklara, duzeyli arkadaslıklara ve olumsuz aşklara yelken acabilirsiniz.