HIV nedir, nasıl bulaşır?
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
İstanbul Haseki Hastanesi AIDS Teşhis Kliniği şefi mikrobiyoloji uzmanı Dr. Özcan Nazlıcan tokalaşarak, aynı bardaktan su içerek, yemek yiyerek, dokunarak, sarılarak hastalığın kesinlikle bulaşmadığını belirtiyor. Ortak kullanılan tuvalet, yüzme havuzları, sinek ya da böcek ısırmalarıyla AIDS’in bulaşmasının imkansız olduğunu kaydeden Nazlıcan, “Ancak dudak ve ağız kenarındaki zedelenmeler, bunlara yol açacak sert öpüşmeler, virüsün kolayca vücuda girmesine sebep olur.
Diğer taraftan virüs spermde ve vajina salgısında bulunduğundan, cinsel ilişki sırasında vajinaya, penis mukozasına veya rektuma bulaşır” diyor. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, küresel toplumda vakaların yüzde 70 – 80′nini cinsel yolla bulaşma oluşturuyor. Kan ve kan ürünleri de, AIDS’i bulaştıran bir başka etken grup, ancak bu alanda alınan önlemlerde birçok ülkede başarı sağlandı. Enjektör, bistüri gibi tıbbi araçlardan hastalığın bulaşma riski ise yüzde 5 – 10. Yine tüm dünyadaki HIV bulaşmalarının yüzde 5 – 10′u anneden bebeğe gerçekleşiyor.
Korknuç portre
* Dünyada her gün 8 bin yeni AIDS vakası görülüyor.
* Dünyada her gün bin çocuk AIDS’li doğuyor.
* Dünyadaki AIDS’lilerin ancak yüzde 6′sı ilaç kullanabiliyor.
* Dünyada 23 milyondan fazla kişi enfekte durumda.
* Bunların 3 milyonu 15 yaşın altında çocuk.
* AIDS 2 milyon çocuğa annesinden bulaşmış.
* 1996′da günde bin çocuk AIDS’den öldü.
* Türkiye’de ilk AIDS tanısı, 1985′te kondu.
BM verilerine göre;
* 1997′de 5.8 milyon kişi AIDS’e yakalandı.
* Şu anda dünyada 3.6 milyon kişi AIDS’li ve hayatta.
* 1997 yılında 2.3 milyon kişi AIDS’ten öldü.
* Salgının başlangıcından beri 11.7 milyon kişi öldü.
Nasıl anlaşılır?
HIV virüsü vücuda girdikten 8 hafta kadar sonra, antikorlar oluşmaya başlıyor. Bu antikorların varlığını, kandaki çeşitli testlerle göstermek mümkün. Bugün en güvenilir ve yaygın kullanılan antikor testi, ELISA yöntemi. Eğer bu testte kişinin kanında HIV antikorlarına rastlanırsa, mutlaka “Western Blot” adı verilen ikinci bir testin uygulanması lazım. O da pozitif çıkarsa kişinin HIV’le enfekte olduğu kesinleşiyor. Doğrulama testi yapılmadan HIV pozitif tanısı konulamıyor.
Incoming search terms:
- cinsel sağlık bilgileri
- hıv ne demek nasıl okunur
- uçuk yoksa hsv2 bulaşırmı
Sıfır beden kısırlık nedeni
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
Uzmanlar, aşırı kilo ve zayıflığın doğurganlık için etken bir faktör olduğunu, genç kızlarda son zamanlarda görülen sıfır beden olma hevesinin yumurtlama açısından zararlı olduğunu söylüyor.
Adet düzeninin bozulabildiğini ve yumurtlama fonksiyonlarının zarar gördüğünü belirten uzmanlar, sıfır beden sendromundan hanımların gelecekleri için kaçınmaları gerektiği uyarısında bulunuyorlar.
Tüp bebek uygulamalarında devlet desteğinin azaltılacağının altını çizen Doç. Dr. Rafael Levi, “23 yaşından genç olanlara bu desteği vermeyelim deniyor. Üst yaş sınırınınsa 40′dan 39′a indirilmesi düşünülüyor. Şu anda alt yaş sınır yok. Devlet üç denemeye kadar tüp bebek uygulamalarını karşılarken yeni düzenlemeyle bunu ikiye indiriyorlar.
İlacın yüzde 80′ini devlet karşılayıp yüzde 20′sini katkı payı olarak vatandaş ödüyordu. Bunun da değişeceğini düşünüyoruz. Bu uygulamalar güçlük çıkaracak. Tüp bebekte dördüncü denemeyi de göze almak gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Kriz cinsel hayatımızı da etkiledi
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
Ekonomik Kriz insanların sekse bakışını da değiştirdi. Uzmanlar tarafından yapılan araştırmaya göre, modern hayat ve ekonomik krizin yol açtığı sıkıntı ve stres cinsel problemleri artırırken, cinsel sorunlar insanları duygusallıktan uzak ilişkilere yönlendiriyor.
Aile Sağlığı Araştırma Derneği (ASAD) tarafından yapılan ‘Modern Hayat ve Cinsellik Araştırması’nın sonuçları 14 Şubat Sevgililer Günü dolayısıyla The Marmara Otel’de düzenlenen bir basın toplantısıyla açıklandı.
Toplantıda konuşan Avrupa Cinsel Sağlık Birliği (ESDA) Başkanı İrem Hattat, ekonomik kriz döneminde kendilerine telefonla başvuranların sayısında yüzde 30-35′lik bir artış olduğunu, bu nedenle bir araştırma gerçekleştirdiklerini söyledi.
Hattat, bugüne kadar yüzde 76′sı erkek yüzde 24′ü kadın 1580 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre, istikrarlı bir ilişkide istek azalmasının nedenlerinin başında kadınlarda ilişkiden kaynaklanan duygusal problemlerin, erkeklerde ise mesleki baskı ve günlük sıkıntıların geldiğini dile getirdi.
Hattat, “Kadınlar ve erkekler cinselliğe hem duygusal hem fiziksel bir dürtü olarak bakıyor ancak günlük hayattaki terslikler karşısında erkekler ‘fast food seks’e (duygusal olmayan seks) yönelirken kadınlar beklemek taraftarı, çünkü duygusal ihtiyaçlarını da gözeten kadınlar seksi aceleye getirmenin ilişkileri yozlaştırdığını düşünüyor” diye konuştu.
Kadın ve erkeklerin istikrarlı ilişkilerden kaçınma nedenlerinin başında erkeklerde sorumluluk hissinin baskı yaratması, kadınlarda ise kendilerine vakit kalmadığı düşüncesinin yer aldığını söyleyen Hattat, erkek ve kadın katılımcıların yüzde 73,5′inin istikrarlı ilişkilerde cinsel beraberliğin daha iyi yaşanacağı görüşünü dile getirdiğini aktardı.
Cinsel sorunların çözümünde kadınların çoğunun yeni bir şeyler deneme yolunu seçtiklerini, erkeklerin ise doktora başvurduklarını söyleyen Hattat, kimseye danışmayan yüzde 12′lik büyük bir kitle olduğunu kaydetti.
Hattat, araştırmaya katılanların yüzde 17′sinin partneriyle cinsel sorunlarını hiç konuşmadığını ifade ettiğini, kadınlarda bu oranın erkeklere göre çok yüksek olduğunu vurguladı.
Aldatma ve internete yönelim artıyor
Katılımcılar arasında her 10 kişiden 6′sının aşk ile cinsel birlikteliğin farklı olduğu fikrinde olduğunu aktaran Hattat, araştırmaya göre her 10 erkekten 4′ünün, her 10 kadından 2′sinin “aldatmaya hazırım” dediğini belirterek, kadınlarda yakalanma korkusu olmadığında ise bu oranın arttığını ifade etti.
Hattat, “Toplumumuz gerçekten aldatmaya yönelik düşünüyor. Toplamda baktığımızda her 10 kişiden sadece 2′si aldatmaya ‘asla’ diyor” dedi.
İnternette ilişki konusunda son yıllarda yükselen bir eğilim olduğuna dikkat çeken Hattat, kadınların “yeni deneyimler” için, erkeklerin ise yalnızlık, partneriyle kavgalı olması ve yeni deneyimler isteği gibi sebeplerle buna yöneldiğini söyledi.
Hattat, “İnternette ilişki düşünür müsünüz?” şeklindeki soruya yanıt veren kadınların yüzde 65,7′sinin erkeklerin ise yüzde 44,1′inin “hiç düşünmediğini” söylediğini kaydetti.
Türkiye’deki cinsel şikâyetler arttı
ASAD Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat da cinsel sorun yaşayan insanların başvuruda bulunduğu ESDA telefon hatlarının aranma sayısına bakıldığında Türkiye’nin Avrupa ülkeleri arasında ilk sıralarda yer aldığını belirtti.
Ekonomik kriz sonrası, cinsel sorunların arttığını savunan Halim Hattat, araştırmaya göre “sertleşme problemi şikâyetinin yüzde 35 ve cinsel istek azlığı şikayetinin yüzde 11 arttığını” söyledi.
Mesleki stres ve günlük sıkıntılar, fiziksel yorgunluk, isteksizlik, eşinin istekli olmayışı, ilişki sorunları gibi etkenlerin cinsel sorunların nedenleri arasında görüldüğünü anlatan Prof. Dr. Hattat, insanların ya çok maliyetli olduğunu için ya bir doktora açılmakta zorluk çektiği ya da hangi doktora başvuracağını bilmediği için tedavi olmadığını ifade etti.
Mısır Çarşısı gibi yerlerden alınan bilinmez, sahte ilaçlara yönelmenin yanlışlığına da dikkat çeken Prof. Dr. Halim Hattat, kaliteli cinsellik için çiftlerin sağlık sorunlarını geciktirmemesini, obeziteye karşı beslenme düzenine dikkat edilmesi, bel çevresinin ölçülmesini, sigaranın bırakılmasını, alkolün sınırlandırılmasını ve yatak odasına stresin sokulmamasını önerdi.
Toplantıda ayrıca Cinsel Psikoloji Uzmanı Dr. Meliha Karayay da cinsellikte sevgi olmadığında ruhsal mutluluğun da yakalanamayacağını, özellikle kadınların duygusal romantik beklentileri olduğunu belirterek, eşler arasındaki cinsel problemlerin iletişim ile çözülebileceğini dile getirdi.
Nohut cinsel gücü de artırıyor
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
Nohutun haftada bir kez mutlaka tüketmelisi gerektiğini belirten uzmanlar, iştah açıcı özelliği bulunan nohutun cinsel isteği ve cinsel gücü de artırdığını ifade ediyor.
Baklagillerden nohut insanın iştahını açıyor.
Nohutun anne sütünü de arttırdığını belirten uzmanlar, “Cinsel isteği ve gücü arttıran nohutu haftada bir kez mutlaka tüketin.” diyor.
Bu mucizevi baklagil, aynı zamanda göğüs kanserine karşı mükemmel koruyucu özelliğe de sahip.
Cinsel isteği azaltan nedenler
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
Cinselliği etkileyen gerek çevresel, gerekse fiziksel ve ruhsal çok sayıda faktör bulunsa da temelde cinsel isteksizliğin ortaya çıkmasının 13 nedeni var…
Cinsel isteği sağlayan hormon kadında da erkekte de aynıdır. Bu hormon testesterondur ve cinsel isteği yönlendirir.
Cinsel dürtüler doğuştan vardır ancak cinsel davranışlar bu konudaki tutum ve deneyimlerle belirlenir. Cinsel isteği belirleyen çok sayıda faktör bulunuyor.
Genel ya da cinsel sağlık durumundaki bozukluklar, hormonlardaki aksaklıklar, kullanılan ilaçlar bunu etkileyebilir. Nedenler psikolojik ya da organik olabilir.
İşte nedenlerden en başta gelenler ve en önemlileri:
Vücudunuzun şekli
Vücudunuzun şekliniz ve kilonuzdan ötürü kendinizi seksi bulmayabilirsiniz. Çok kilolu olmasanız bile kendi algınız sizin duygularınızı etkileyebilir. Algınız üzerinde çalışmak ya da kilo vermek yararlı olur. Spor, fiziksel olarak vücudunuzu şekillendirirken hormonlar açısından da yardımcıdır.
Stres
Stres altındayken bir sürü şeyi iyi yapan nadir insanlardan biri olabilirsiniz. Ancak buna cinsel hayatınız dâhil değil. İş stresi, para sorunları, ailede hasta olan biri için duyulan endişe gibi nedenler, libidonuzu düşürür. Stres düzeyinizi kontrol altında tutmak ve stres yönetim tekniklerini öğrenmek için mutlaka bir uzman yardımı alın.
İlişkideki sorunlar
Çiftler arasında çözüme kavuşmamış sorunlar cinsel dürtünüzün katili olabilir. Cinsel hayatta duygusal yakınlık özellikle kadınlar için önemlidir. Üstü kapatılmış sonuca varılmamış tartışmalar, yanlış anlamalar, güven gibi konular nedenlerden biri olabilir.
Alkol
Bir kadeh ya da iki kadeh içki her zaman keyfinizi yerine getirmeyebilir. Alkolün bu konuda faydadan ziyade zarar getirdiği bilinen bir gerçektir. Alkol cinsel isteği uyuşturur.
Az uyumak
Çok erken kalkıyor ve geç yatağa girmek etkendir. Yeterli uyumazsanız vücudunuz da hem fiziksel hem duygusal olumsuz etkilenir.
İlaç kullanmak
Bazı ilaçlar cinsel isteksizlik yaratabilir. Antidepresanlar, tansiyon ilaçları, alerji ilaçları, kemoterapi, HIV ilaçları gibi. Her zaman kullandığınız ilacın dozunun artması ya da azalması da etkileyebilir.
Ereksiyon
Ereksiyon problemleri de çiftleri cinsel hayattan uzaklaştırabilir.
Düşük testosteron
Testosteron her iki cinsi de ilgilendiren bir konudur. Ancak kadınların hormon düzeni erkeklerden daha farklıdır ve daha karışıktır. Erkekler yaşlandıkça testosteronda gerileme olabilir. Bu da cinsel isteksizlik oluşturabilir.
Menopoz
Dünyada birçok kadın menopoz yüzünden cinsel isteklerinin azaldığını rapor etmiştir. Menopozol semptomlar hormon değişiklikleri bütün vücudu etkileyen bir durumdur. Menopozdan ötürü yaşanan semptomlar ilaçlarla kontrol altında tutulabilir.
Depresyon
Depresyona karşı kullanılan birçok antidepresan ilaç olumsuz etkiler. Eğer cinsel isteksizlik yeni başlıyorsa, bu farkında olmadığınız depresyonun başlangıcı olabilir
Samimiyetsizlik
Samimiyet olmadan sağlıklı bir cinsel yaşam mümkün değildir. Samimiyetle kastedilen açık fikirli olmak, paylaşmak ve birbirini anlamak gibi durumlardır. Açık iletişim her tür problemin çözümünde ana maddedir.
Obezite
Uzmanlara göre fazla kilolu veya obez olmak, cinsel performans konusunda sorun yaratabilir. Bu neden tam olarak bilinmese de birçok doktor, bunu kilo nedeniyle kendine güven eksikliğine de bağlıyor.
Ebeveynlik
Ayak altında dolaşan çocuklar, çiftleri birbirine zaman ayırmaktan alıkoyabilir. Bu gibi durumlarda çocuklara kısa süreliğine bakıcılık yapacak birinin faydası olabilir. Eğer çocuğunuz çok küçükse onun uyuma zamanına göre bir ayarlama yapılabilir.
Diş iltihaplanmaları erkeklerin cinsel performansını düşürüyor
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
Diş iltihabı problemi tüm erkeklerin cinsel hayatını olumsuz etkileyen hastalıkların başında geliyor. Uzmanlar, kalp sorunlarına ve kasık problemlerine neden olması nedeniyle diş iltihaplanmalarının erkeklerde cinsel problemlere neden olduğunu belirtiyor.
Diş, ağız, sindirim ve solunum yollarının başlangıcı olması nedeniyle genel vücut sağlığı açısından önem taşıyor. Diş enfeksiyonu kalp kapakçığında problemlere yol açıyor, böbrekleri etkiliyor, gözde körlüğe kadar birçok hastalığa sebep oluyor. Diş çürükleri ve iltihabı sadece dişleri değil vücudun bütün organlarını tehdit ediyor.
Çene gelişimini engelliyor
Bazı diş enfeksiyonları, kalp ve akciğer boşluğuna kadar yayılarak hayatı tehdit edici boyutlara ulaşabiliyor. Çürüyen dişlerin düşmesi veya çekilmesi çene gelişimini de etkiliyor.
Kalp sorunlarına neden oluyor
Diş ve dişeti iltihabının tetiklediği ve iltihabın neden olduğu rahatsızlıklar vücudun direncini düşürüyor. Özellikle erkeklerde damar sertliğine, kalp rahatsızlığına, kasıklarda problemlere yol açabiliyor. Bu durumda cinsel hayatı dahi etkiliyor. Yataktaki performanslarını düşürüyor.
Diş korkusunu yenmek gerek
Genelde dişçi koltuğundan korkulur ve diş ile ilgili sorunlar ertelenir. Uzmanlar, “Diş korkusunu 7’den 70’e herkes yaşar. Teknolojinin ve tıp dünyasındaki gelişmeler sayesinde bu korkuya yer yok. Bilinçli sedasyon adı altında uygulanan yöntem sayesinde her türlü diş müdahalesini kolaylıkla atlatabilirsisiniz.” diyor.
Psikolojik sorunlar seksten soğutuyor
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
Cinsel sorunların ancak yüzde birinin bedensel faktörlere dayandığını ifade eden uzmanlar, sorunların neredeyse tanına yakın büyük çoğunluğunun psikolojik sebeplerden kaynaklandığını belirtiyor.
Cinsel problemlerin tedavisi mümkün olmasına rağmen çoğu kişi bu problemini yok saymaya çalışır ve tedaviden kaçınır.
Hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel problemlere çok sık rastlanır. Sebepler bireye özgü olsa da genellikle cinsel açıdan ailevi baskı altında yetişmiş kişilerde cinsel problemler kaçınılmazdır. Cinsellikle ilgili yanlış bilgilendirilmeler, yaşanmış kötü tecrübeler de cinsel sorunlara yol açabilir.
Tek neden kadın değildir
Güneş’teki habere göre, kadınlar kültürel sebeplerden cinselliği konuşmaktan çekinmekte, ayrıca cinsel fonksiyon bozukluğuna rağmen cinsel hayatını devam ettirebildiği için de cinsel sorunu ile yaşamayı tercih edebilmektedir. Hatta bazı kültürlerde cinselliği sadece eşinin ihtiyaçlarını karşılamak için yaşayan, kendi cinselliğini önemsemeyen ve probleminin farkında olmayan kadınlar dahi vardır.
Kadının cinsel hayatını yönlendirmesinde erkeğin etkisi büyüktür. Kadında görülen cinsel problemlerin kaynağı sadece kadın değildir. Kadın başka bir takım sebeplerden cinsel soğukluk ve isteksizlik yaşayabilir fakat erkeğin bu konudaki yaklaşımı bu problemi n çözümüne yardımcı da olabilir, daha da kötüye gitmesine sebep de olabilir.
Kadınlar da cinsel istek eşine karşı duyduğu sevgi, sevilme ve beğenilme hisleri ile doğru orantılıdır. Cinsel isteksizlik kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir.
Kadının fizyolojik özelliklerinin yanı sıra aile içerisindeki sorumluluğunun daha fazla olması, eşinden destek görememesi, eşi tarafından kötü söz ve şiddete maruz kalması özellikle cinsel isteksizliğe yol açar.
Sosyal hayatı da etkiliyor
Evliliklerinde cinsellik dışında başka problemleri olmayan çiftler bu sorunu kolaylıkla aşabilirken, problem önemsenmeyip tedavi süreci ertelendiğinde evlilikte başka iletişim ve uyum problemleri görülmekte; bu da her iki tarafın iş ve sosyal hayatını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu süreçte karşı taraf eşine anlayışlı davranmalı ve sabırlı olmalıdır.
Eşinin baskısı ile tedaviye zorlanan kişilerde problemin çözümü çoğu zaman mümkün olmaz. Psikolojik sebeplerin ortadan kaldırılmasında kişinin kendini hazır hissetmesi ve çözümü konusunda istekli olması birinci koşuldur. Kişinin cinsel problemini fark etmesi için öncelikle özgüveninin yerinde olması ve cinselliği hak ettiğini düşünmesi gerekir
Cinsel hayatında sorun yaşayan kadınların bir kısmı bu sorunu kabullenip hayatlarını bu şekilde devam ettirmeye çalışırlar, fakat bu çözüm değildir ve başka sıkıntılar yaşamalarına sebep olur.
Görülen en büyük etki mutsuzluk, huzursuzluk, tahammülsüzlük ve bunların getirdiği bir takım fiziksel rahatsızlıklardır (baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı, karın ağrısı, unutkanlık, çarpıntı, bayılma gibi)
Erkeklerde görülen cinsel problemler:
- Erken boşalma,
- Sertleşme problemleri,
- Cinsel isteksizlik,
- Orgazm olamama.
Ruh sağlığının yanı sıra bedensel sağlığa dikkat etmek ve rahatsızlıkların tedavisini ihmal etmemek de cinsel hayatta yaşanan sorunları azaltmaya yardımcı olur.
Genel sağlık durumu yerinde olmayan kişilerin (fazla kilo, eklem problemleri, ağız ve diş hastalıkları, cilt hastalıkları… gibi) cinsel problem yaşama ihtimalleri daha yüksek, problemlerini çözme şansları düşüktür. Bedensel rahatsızlıklar ruhsal sıkıntılara, ruhsal sıkıntılar da bedensel problemlere yol açtığından hem ruh hem de beden sağlığımıza önem vermemiz gerekir.
Evliliği çıkmaza sokuyor
Cinsel problemine karşı duyarlı olmayan ve bu konuda tedaviden kaçınan kişilerin eşlerinde bir takım şüpheler oluşabilmekte (eşinin kendisini sevmediği, beğenmediği, eş cinsel olduğu, bir başkası ile kendisini aldattığı… gibi); bu şüpheler evlilikte aşılması zor sıkıntılara yol açabilmektedir. Oysa basit bir tedavi ile evlilik hayatınızı çıkmaza sokmaktan kurtarabilir ve mutluluğu yakalayabilirsiniz.
Cinsel sorunlar her kültürde ve eğitim düzeyindeki kişilerde görülebilir. Cinsel sorununuzu kabul etmekten ve tedavi sürecinden kaçınmayınız.
- Vajinismus (ilişkiye girememe),
- Cinsel isteksizlik,
- Orgazm olamama,
- Cinsel tiksinti.
Erkekliğin cinsellikle özdeşleştiği kültürlerde erkeğin cinsel problemini kabullenmesi zordur. Cinsellikte erkeğin aktif ve yönlendirici olması gerektiği düşüncesi de erkeğin kendini baskı altında hissetmesine, performans kaygısı ile sorun yaşamasına sebep olur.
Erkeğin cinsel problemini kabullenmesi ve çözüm araması için zamana ihtiyacı olabilir. Bu süreçte ısrarcı ve sabırsız davranan kadınlar eşlerine yardımcı olamaz, aksine erkeğin bu konuda bir direnç geliştirmesine sebep olabilirler.
Cinsel sorunları olan bazı erkekler mastürbasyona yönelerek fiziksel ihtiyaçlarını gidermeyi tercih edebilirler. Fakat bu sağlıklı bir çözüm değildir. Kişi bir süre sonra bunu alışkanlık haline getirebilir ve eşiyle yaşadığı ilişki seyrekleşir. Cinselliğin seyrekleşmesiyle eşler birbirinden uzaklaşır ve her iki taraf da cinsel sorunu çözme isteğini kaybeder.
Doğum kontrolü azalıyor
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan araştırmalar sonucu elde edilen verilerine göre doğum kontrol yöntemleri 2010 yılında, 2009 yılına göre yüzde 15.9 oranında azaldı.
Sağlık Bakanlığı’nın 2010-2014 Stratejik Planı’nda yer alan Aile Planlamasa Programı; kişilerin istedikleri sayıda, istedikleri zamanda çocuk sahibi olmalarını sağlamak için nüfus planlamasını öngörüyor.
Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, istenmeyen gebeliklerin iş kaybı, eğitime ara verme, ekonomik güçlükler gibi birçok olumsuz etkisinden ötürü vatandaşlara 81 ilde doğum kontrol yöntemleri ile ilgili eğitim ve malzeme hizmeti sunuyor.
Doğum kontrol hapı kullanan artmıştı
Aile Planlaması Programı çerçevesinde ailelere verilen gebelikten koruyucu malzeme ve uygulamaların sayısı 2006′dan 2009 yılına gelinceye kadar her yıl artış gösterdi. Örneğin hastanelerde verilen doğum kontrol hapı sayısı 2006 yılında yaklaşık 1, 5 milyonken, 2007 yılında dağıtılan hap sayısı 2 milyonu, 2008 yılında yaklaşık 2,5 milyonu, 2009 yılında ise 2 milyon 858 bini buldu.
Program geriledi
2010 yılına gelindiğindeyse planlama programı aksadı. Gebelikten koruyucu malzeme ve yöntem kullanım sayısı 2009 yılında toplam 7 milyon 161 bin iken, bu rakam 2010 yılında 6 milyona geriledi. Doğum kontrol haplarının kullanımı 2009 yılında 2 milyon 858 bin 639 iken, 2010 yılında kullanılan hap sayısı 2 milyon 259 bin oldu. Kondom sayısı 2009′da 3 milyon 496 bin, 2010 yılında 3 milyon 018 bine düştü. Enjektör kullanımı da azaldı. 2009 yılında kullanılan enjektör sayısı 374 bin 688 iken, 2010 yılında 367 bin 241 enjektörle korunma yöntemi tercih edildi.
Hap kullanan azalıyor
Rahim içi araç (RİA) kullanımı ise 2009 yılında 385 bin 461 iken, 2010 yılında ise 345 bin 045 oldu. Tüp bağlama operasyonu sayısı 2009 yılında 43 bin 768, 2010 yılında ise 41 bin 542′ye düştü. 2009 yılında 518 olan vazektomi yöntemi 2010 yılında 513 kişiye uygulandı.
Geleneksel yöntem artıyor
Bütün doğum kontrol yöntemlerinde düşme kaydedilirken, bir tek “Deri altı implantı” uygulamasında yükselme oldu. 2009 yılında implant yaptıranların sayısı 393 iken, bu sayı 2010 yılında 992 oldu. Diğer yöntemler başlığında toplanan geleneksel korunma yöntemlerinde de azalma yerine artış gözlendi. Diğer yöntemlerle korunanların sayısı 2009 yılında bin 971, 2010 yılında 2 bin 257 oldu.
Uykusuzluk cinsel hayatı da vuruyor
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
Seksenden fazla çeşidinin bulunduğu tespit edilen uyku bozukluklarının cinsel işlev problemlerinden trafik kazalarına, hatta uykuda ani ölüme neden olabilecek önemde olduğuna dikkati çeken uzmanlar, bu sorunların tedavi edilebilir olduğunu belirtiyor.
Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytekin Akyüz yaptığı açıklamada, 18 Mart’ın tüm dünyada uyku günü olarak kutlandığını hatırlatarak, buradaki amacın uyku bozuklukları konusunda toplumu bilinçlendirmek olduğunu bildirdi.
Yaşamın üçte birinin uykuda geçtiğini ve uykunun hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Akyüz, “Uykunun bedenimiz üzerinde dinlendirici, canlandırıcı ve yenileyici etkileri var. Vücudumuz için gerekli olan melatonin ve bazı hormonlar, özellikle de büyüme hormonu gece uykuda salınmaktadır. Bağışıklık sistemimiz uykuda güçlenmektedir. Yani sağlıklı ve yeterli uyumayan kişi, ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşır. Bu bakımdan kesinlikle hafife alınmaması gereken bir alan” dedi.
Akyüz, uykusuzluğun en sık rastlanan sağlık sorunlarından biri olduğuna dikkati çekerken, seksenden fazla uyku bozukluğu çeşidinin tespit edildiğini söyledi.
Tıbben “insomni” olarak adlandırılan uykusuzluğun, “uykuya dalamama, uykuyu sürdürememe, yani sık sık uyanma ve sabah erken uyanma” şeklinde yaşanabildiğini anlatan Aytekin Aküz, “İnsanların yarısı hayatlarının bir döneminde uykusuzluk çekerken, yüzde 10 kadarı da kronik uykusuzluk çekerler. Dinlendirici olmayan uyku gündüzleri yorgunluk, halsizlik, sinirlilik, huzursuzluk, performansta azalma, dikkat, konsantrasyon ve hafıza bozukluğuna ve depresyona yol açabilmektedir. Ayrıca iş ve trafik kazalarına, hatta uyku apnesine, uykuda ani ölümlere bile neden olabilmektedir. Diğer uyku bozuklukları arasında vücudun biyolojik saatiyle ilgili bozukluklara bağlı gündüz aşırı uyuma da görülebilir. Uykuda yürüme, altını ıslatma, kabuslar da uykuyu kesintiye uğratabilir” diye konuştu.
Uykusuzluk kadınlarda daha sık
Prof. Dr. Akyüz, kronik uykusuzluğun kadınlarda daha yaygın olduğunu, menopoz, adet dönemi ve hamileliğin bu yaygınlığa neden olan etkenler arasında bulunduğunu bildirdi.
Uyku bozukluğunun yaşa göre de değişkenlik gösterdiğine işaret eden Aytekin Akyüz, gençlerde daha çok uykuya dalma güçlüğü görülürken, yaşlılarda uykuyu sürdürmeye ilişkin sorunların ön planda olduğunu, ayrıca yaş ilerledikçe uyku ihtiyacının azaldığını dile getirdi.
Akyüz, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında daha çok sorun yaşadığını, bunların en başında da sağlıkla ilgili problemlerin geldiğini ve giderek yaşam kalitesinin düştüğünü söyledi.
Psikiyatrik bozuklukların yüzde 75′inde uykusuzluk görüldüğü bilgisini veren Akyüz, “Depresyonda daha çok gece sık sık uyanma, sabah erken uyanma görülürken kaygı ve bunaltı bozukluğunda, yani anksiyetede uykuya dalamama ön plandadır. Fiziksel ve ruhsal hastalıklar, ağrı, bazı ilaçlar, kahve, çay, kola gibi kafeinli içeceklerin, sigara, açlık, aşırı yeme, ağır egzersizler ve heyecan verici aktiviteler de uyku bozukluklarına yol açmaktadır” dedi.
Prof. Dr. Akyüz, normal uyku süresinin gençlerde ve erişkinlerde ortalama 7-8 saat olduğunu belirterek, Sağlıklı bir uyku için şu birkaç temel hususa dikkat edilmesi gerektiğini anlattı:
“Her gün aynı saatte yatıp uyanmaya gayret edin. Sadece uykunuz geldiğinde ve sadece uyumak için yatağınıza gidin. Özellikle de yatakta televizyon izlemeyin. Yatak odanız loş ve sessiz olmalı, aşırı sıcak veya aşırı soğuk olmamalı. Uykudan önce heyecanlı aktiviteler, spor yapmak, film izlemek, oyun gibi faaliyetlerde bulunulmamalı. Ilık duş, uykuya geçmeyi kolaylaştırır. Akşam aşırı yemekten, sigara ve alkolden kaçının. Yatmadan önce bir bardak süt veya yoğurt yiyebilirsiniz. Gündüz veya akşamüstü 30-60 dakika düzenli egzersiz, hem uyku kalitesini, hem de uykuya dalışı kolaylaştırır. Kısaca, uykusuzluk çözülebilir, tedavi edilebilir bir sıkıntıdır ve ciddiye alınmalıdır.”
Sertleşme bozukluğu
17 Şubat 2012 Yazan admin
Kategori Cinsel sağlık
Uzmanlar, sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, peniste yeterli bir sertlik sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene dek bunu sürdürememe sorununu sertleşme bozukluğu olarak adlandırıldığını belirtiyor.
Uzm. Dr. Aytül Gürbüz Tükel sertleşme bozukluğu hakkında merak edilen soruları cevaplandırdı.
Sertleşme bozukluğu nedir?
Herhangi bir cinsel etkinliği başlatmak veya sürdürmek için yeterli sertliği sağlamada güçlük olarak tanımlanabilir. Bu sorun her cinsel etkinlik sırasında olabileceği gibi sertleşme sorunu bazen de ortaya çıkabilir. Örnek olarak bazen mastürbasyon sırasında sertlik sorunu olmayabilir, cinsel ilişki sırasında ortaya çıkabilir.
Sertleşme bozukluğu kaç yaşında başlar?
Sertleşme sorunu her yaşta görülebilir ama ileri yaşlarda daha sık görülür. Yapılan araştırmalar 40 yaşından sonra sertleşme sorununun görülme sıklığının arttığını göstermiştir. İleri yaşlarda genelde organik sebepler daha fazla rol oynar. Kalp damar hastalığı, diyabeti olan kişilerde risk daha fazladır.
Genç yaşta da özellikle psikojenik nedenlerle sertleşme sorunu görülebilir. Örnek olarak cinsel deneyimi yetersiz kişilerde ilk gece korkusuna bağlı sertleşme sorunu görülebilir.
Sertleşme bozukluğu görülme sıklığı nedir?
Sertleşme bozukluğu erkeklerde görülen cinsel işlev bozuklukları arasında görülme sıklığı açısından ikinci sırada yer almasına rağmen başvuru sıklığı açısından birinci sırada yer almaktadır. Cinsel birleşmeyi engellemesi sebebiyle daha acil bir durum olarak değerlendirilip tedavi için başvuru sıklığını arttırır.
Tüm erişkin erkek popülasyonun % 10-20’sinde görülmektedir. Bu oran yaşla birlikte artmaktadır. 40-70 yaşları arasında bu oran % 50’lere çıkmaktadır.
Sertleşme bozukluğunda ilaç tedavileri var mıdır?
Sertleşme bozukluğunda kullanılan çeşitli ilaç tedavileri vardır. Sertleşme sorunu hormon düzeylerindeki bozukluk sebebiyle örnek olarak testosteron eksikliği veya hiperprolaktinemiye bağlı olarak ortaya çıkmışsa hormon tedavileri uygulanabilir.
Son 10 yılda sertleşme sorununda ilaç tedavileri konusunda önemli gelişmeler oldu. Penis damarlarını genişleten, penise gelen kan akımını artıran fosfodiesteraz inhibitörleri (Sildenafil, Vardenafil, Tadalafil) tedavide kullanılmaktadır.
Sertleşme bozukluğunda ilaç tedavileri başarılı mıdır?
Sertleşme bozukluğunun nedenine göre ilaç tedavi başarısı değişkenlik gösterir. Eğer bir hormon eksikliği ya da fazlalığı söz konusuysa buna yönelik tedavi etkili olmaktadır.
Fosfodiesteraz inhibitörü olan ilaçlar (Sildenafil, Vardenafil, Tadalafil) organik kaynaklı sertleşme sorununda etkili olmaktadır.Özellikle diabete bağlı , prostat ameliyatları sonrası gelişen, hipertansiyonu olan, ilaç kullanımına bağlı sertleşme sorunu olan kişilerde etkili olmaktadır.
İlaçların yan etkileri var mıdır?
Sildenafil, Vardenafil, Tadalafil etken maddeli fosfodiesteraz inhibitörü ilaçların en sık görülen yan etkileri, baş ağrısı, yüzde kızarma, dispepsi (hazımsızlık), rinit, sırt ağrısı, görme bulanıklığıdır. Bu yan etkilerin oranı çoğunlukla kişinin ilaç bırakmasına neden olacak düzeyde değildir.
Bu ilaçları kalp hastaları kullanabilir mi?
Kalp hastalığı sertleşme bozukluğu için en önemli risk faktörlerinden biridir. Ayrıca bu hastalarda ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Nitrat grubu ilaç kullanan hastalarda kullanımı kontrendikedir. Ayrıca stabil olmayan anjinası, kontrol edilemeyen hipertansiyonu olan, ciddi kapak hastalığı olanlar, yüksek risk taşıyan aritmisi olan ve kardiyomyopati hastaları ilaç kullanımı açısından yüksek risk grubundaki durumlardır
Bu ilaçlarla ilgili yanlış inançlar nelerdir?
Bu ilaçlarla ilgili en büyük yanlış inanış ilaçların alındığında her kişide sertleşme oluştaracağı şeklinde beklentidir. İlaçların etki etmesi için cinsel uyarı gereklidir. Cinsel uyarı olmadan ilaçlar sertleşme sağlamaz.
İkinci yanlış inanış ise sertleşme sorunu olmayan kişilerde sertleşmeyi artıracağı beklentisidir. Sertleşme sorunu olmayan kişilerde de daha yüksek bir performans beklentisiyle ilaç kullanmı olmaktadır, bu kişilerde her zamanki sertlikten daha fazla bir sertlik oluşmamaktadır.
Sertleşme bozukluğunun sebepleri nelerdir?
Serleşme bozukluğunun nedenlerini organik ve psikojenik olarak ikiye ayırabiliriz. Kişide hangi sebeplerin etkili olduğunu anlamak için iyi bir cinsel öykü alınmalıdır. Çoğunlukla neden organik olsa bile kişinin sertleşme olup olmayacağı, sertleşmenin sürüp sürmeyeceği kaygısı sorunun üzerine performans anksiyetesinin eklenmesine neden olmakta bu da sorunu yalnızca organik nedenli olmaktan çıkarmakta, psikojenik nedenlerin de etyolojide rol oynamasına neden olmaktadır.
Sertleşme bozukluğuna neden olan fiziksel sebepler nelerdir?
Sertleşme bozukluğunun fiziksel nedenlerini vasküler hastalıklar, hormonal nedenler, nörojenik nedenler, ilaçlar, alkol ve madde olarak beşe ayırabiliriz.
Vasküler nedenler arasında en sık arterioskleroz, hipertansiyon, hiperlipidemi, hormonal nedenler arasında en sık testesteron düşüklüğü, hipotroidi, hiperprolaktinemi, nörojenik nedenler arasında en sık diabetes mellitus, parkinson gibi kronik hastalıklar, prostat ameliyatı gibi cerrahi girişimler, ilaçlar arasında da en sık antidepresanlar, antihipertansifler, kardiyak ilaçlar sayılabilir.
Sertleşme bozukluğuna neden olan psikolojik sebepler nelerdir?
Sertleşme bozukluğunun psikojenik nedenlerini hazırlayan nedenler, tetikleyen ve sürdüren nedenler olarak üçe ayırabiliriz.
Hazırlayan nedenler arasında en sık görülenler cinsel bilgi eksikliği, cinsel deneyimin yetersiz olması, yetiştiriliş biçimi.
Tetikleyen nedenler ilişki ile ilgili sorunlar, iş sorunları, maddi sorunlar, kendisinde ya da eşinde başka bir cinsel sorun ya da bir psikiyatrik ya da fiziksel hastalığın ortaya çıkması, yaşlanmanın doğal değişimlerini kabullenememe, eşinin hamile kalması, emzirmesi, menopoza girmesi sayılabilir.
Sürdüren nedenler arasında da en sık performans anksiyetesidir. Sertleşme sorunu yaşayan bir erkek cinsel ilişkiye başlamadan önce sertleşmenin olup olamayacağı ile ilgili aşırı bir kaygı ve endişe duymaktadır.
Sertleşme bozukluğuna sebep olabilecek risk faktörleri nelerdir?
Sertleşme bozukluğunun en sık görülen risk faktörlerini depresyon, alkol bağımlılığı, eş reddi gibi pskojenik nedenler ve yaşlanma diabetes mellitus, hiperlipidemi, kardiyak hastalıklar, hipertansiyon, alkol ve sigara kullanımı, çeşitli ilaçlar gibi organik nedenler olarak sayabiliriz.
Sertleşme bozukluğu gelişen biri ne yapmalıdır?
Sertleşme sorunu yaşayan birisi bunu yorgunluk, stres, yoğun alkol alımı gibi nedenlerden sonra yalnızca birkaç kez yaşadıysa bunun olabileceğini bilip cinsel ilişki öncesi kaygı yaşayıp performans anksiyetesi gelişmezse bu durum geçici olabilir. Aşırı heyecan, ilk gece korkusu gibi psikojenik nedenlerin sebep olduğu bir durumsa ve hasta genç ise genelde psikojenik sertleşme bozukluğudur, kişi cinsel terapi konusunda deneyimli bir psikiyatrist veya psikologa başvurmalıdır.
Hastanın eğer daiabetes mellitus, kardiyak hastalık, hipertansiyon gibi organik bir hastalığı varsa ve yaşlıysa organik nedenlerin rol oynayabileceği düşünülerek androloji konusunda deneyimli bir üroloğa başvurabilir. Ama unutulmaması gerekir ki neden organik bile olsa bir erkek sertleşme sorunu yaşadığında performans anksiyetesi eklendiğinden mutlaka psikiyatrik destek de alması gerekmektedir.
Sertleşme bozukluğu nasıl tedavi edilir?
Eğer psikojenik nedenlere bağlı sertleşme sorunu varsa bu konuda deneyimli psikiyatrist ve psikologlar tarafından cinsel terapi uygulanabilir. Cinsel terapi yaklaşık 6-12 seans sürmektedir. Cinsel terapi kognitif davranışçı yöntemlerle yapılır, eğer kişinin partneri varsa tedaviya partneriyle başvurması önerilir, bu tedavi başarısını daha da artırmaktadır. Öncelikle cinsel konularda bilgi verilir, cinsel bölgelerin anatomisi ve fizyolojisi anlatılır. Daha sonra çeşitli ev ödevleri verilerek cinsel terapi uygulanır.
Eğer organik nedenler düşünülüyorsa gerekli tanı yöntemleri yapıldıktan sonra neden saptanıp ona göre tedavi edilmelidir.
Sertleşme bozukluğunda hangi tedavi yöntemleri uygulanmaktadır?
Sertleşme bozukluğunun nedenine bağlı olarak uygulanan tedavi değişmektedir. Eğer cinsel bilgi ve deneyim eksikliği, ilk gece korkusuna bağlı ortaya çıkan sertleşme sorunu varsa yalnızca cinsel bilgi verilmesi bile sorunu düzeltebilir.
Psikojenik kaynaklı sertleşme sorunu varsa bu konuda deneyimli psikiyatrist ve psikolog tarafından yaklaşık 6-12 seans süren cinsel terapi uygulanır.
Eğer ilişki sorunları öncelikliyse ve buna bağlı sertleşme sorunu ortaya çıkmışsa öncelikle ilişki terapisi daha sonra cinsel terapi uygulanır.
Organik nedenlere bağlı sertleşme sorunu varsa ilaç tedaviler, penise enjeksiyon tedavileri, vakum uygulaması ve penil protezler tedavide uygulanabilir.
Vakum uygulaması
Özellikle yaşlı hastalarda diğer invaziv tedavilerin uygulanma zorluklarının olması, ilaç kullanımının kontrendike olduğu durumlarda vakum tedavisi bir tedavi alternatifi oluşturmaktadır.
Vakum aletlerinin avantajları; tüm sertleşme bozukluğu olgularında etkilidir., düşük komplikasyon oranı vardır, kullanım sıklığı kısıtlaması yoktur.
Vakum aletlerinin kullanımının dezavantajları; uygulanması iyi bir el becerisi gerektirmektedir, dar açılı sertleşme sağlamaz, penis cildinde renk değişimine yol açar, morarmaya neden olur ve boşalmayı engelleyebilir.
Penil protezler
Diğer tedavilerin başarısız olduğu durumlarda, hasta tercih ediyorsa ve korpus kavernozumda daha önceki ameliyatlara veya enjeksiyona bağlı fibrozis gelişmişse uygulanabilir.
Ama hastalara protezin yalnızca cinsel birleşmelerini sağlayan mekanik bir araç olduğu anlatılmalıdır. Ayrıca penis uzunluğunun kısalır gibi görünebileceğini, duyumsamalarının değişebileceğini, bazen ameliyattan sonraki birkaç hafta boyunca boşalmanın zor ve gecikmeli olabileceği anlatılmalıdır.
Protezin çeşitleri vardır, bunlar semirijit ve şişirilebilir olarak ayrılır. Şişirilebilir olanlar daha fizyolojik bir sertleşme sağlar ancak mekanik problem gelişme riski daha fazladır. Buna karşın ağrı, enfeksiyon daha seyrek görülür.
Penil enjeksiyon tedavileri
Sertleşme bozukluğunun tedavisinde ilaçların kullanımından sonra daha az kullanılmasına rağmen kavernoz cisim içine enjeksiyon tedavileri 1980’li yıllardan beri bilinmekte ve uygulanmaktadır. İlaçların kullanımının daha kolay olması ve etkin olması, ayrıca penisin içine iğne yapılmasının fikri birçok kişiyi rahatsız etmesi nedeniyle daha az kullanılmaktadır. Bu amaçla prostaglandin E1, papaverin, fentolamin kullanılmaktadır. En sık görülen yan etkiler uzamış sertlik, eğer sertlik 6 saatden fazla sürerse iğne ile boşaltılmalıdır, ayrıca peniste ağrı ikinci olarak görülen yan etkidir.
Sertleşme bozukluğunda hormonların yeri ve önemi?
Hormonlar az veya çok olarak sertleşme üzerine etkilidir. Tiroid bezinden üretilen tiroxin, pituiter bezden üretilen prolaktin, böbrek üstü adrenal bezden üretilen steroidler ve adrenalin, testisden üretilen testosteronun sertleşme üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Androjenler, erkek üreme sistemi ve ikincil cinsel karakterlerin gelişimini sağlar. Görsel uyarıya yanıt olarak oluşan sertleşme, hipogonadal erkeklerde androjen yokluğundan etkilenmemektedir. Hipogonadal erkeklerde gece sertleşmeleri azalır. Bu da androjenlerin sertleşme oluşmasında yardımcı rolde olduğunu gösterir.
Testesteron düzeylerime düzenli aralıklarla baktırmalı mıyım?
Sertleşme sorunuyla başvuran bir erkekte testesteron düzeyini bakılması yapılması gereken tanı araçlarından biridir. Testesteron daha çok cinsel isteği etkiler, ama dolaylı olarak sertleşme oluşmasında da ikincil olarak etkisi vardır. Eğer testesteron düzeyi normal çıkmışsa cinsel istekte bir azalma yoksa düzenli olarak bakılmasına gerek yoktur. Ama testesteron düzeyi düşükse belirli aralıklarla bakılması gerekir.
Sertleşme bozukluğu bulunan biri bu problemini partneriyle paylaşmalı mıdır?
Sertleşme sorunu yaşayan birisi bunu mutlaka partneriyle paylaşmalıdır. Erkek sertleşme sorunu yaşar ve cinsel ilişkiden kaçınma olursa ve eşine bunu açıklamazsa eş kendisine karşı ilgisiz olduğu düşüncesine kapılabilir, hayatında başka birisi olup olmadığı şüpheleri yaşamaya başlayabilir.
Ayrıca cinsel terapi de çift olarak başvurduklarında ve çift olarak tedaviye alındıklarında daha başarılı olmaktadır.
Sertleşme bozukluğu tedavisinde yaş sınırı var mıdır?
Cinsel yaşam kişini isteği, motivasyonu olduğu sürece devam eder. Bu sebeple tedavide de bir yaş sınırı yoktur.







