Bayram sabahı kavurma keyfi…
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Kahvaltıda et tüketimi senede bir kere oluyor.
Marmara Üniversitesi (MÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, kahvaltıda et tüketiminin yılda bir kez olduğunu, bayram kültürünün yaşatıldığını belirterek, “Vatandaş, geleneksel kutlamaların yanında senede bir kere kahvaltıda kavurma yiyorsa, buna da çok keyifli bakmak lazım” dedi.
Prof. Dr. Elmacıoğlu, “Kahvaltıda et tüketimi senede bir kere oluyor. Çok taze bir et kesiliyor. Bunu da hoş görmek lazım. İnsanların bir bayram kültürü var. Vatandaş, geleneksel kutlamaların yanında senede bir kere kahvaltıda kavurma yiyorsa, buna da çok keyifli bakmak lazım. Psikolojik tatmine, ailenin bir araya gelmesine, geleneklerin yaşatılmasına çok ihtiyaç var günümüzde. Senede bir kere kahvaltıda kurban etini kavurup yemekle, ailede birlik ve beraberlik artar” dedi.
Prof. Dr. Elmacıoğlu, yaptığı açıklamada, Kurban Bayramı’nın, günümüzde yok olmaya başlayan, tüm ailenin bir araya geldiği ve yemek ziyafetleriyle masaların şenlendiği gelenek ve göreneklerin en güzel simgelerinden biri olduğunu söyledi. Elmacıoğlu, bu nedenle, Kurban Bayramı’ndaki bu paylaşımı, manevi tatmin olarak görmenin ve sağlıklı beslenme kuralları çerçevesinde sürdürmenin uygun olacağını söyledi.
Beslenme uzmanları olarak vatandaşlara “Günde 3 köfteyi geçmeyin” dediklerini belirten Elmacıoğlu, ancak Kurban Bayramı’nın birinci ve ikinci gününde kolesterol problemi yaşayanların, obezlerin, kalp-damar rahatsızlığı bulunanların ve ekonomik geliri iyi olanların et tüketmesini bir şart olarak görmediğini ifade etti.
Elmacoğlu, her gün kırmızı et tüketebilecek insanların, ölçüyü kaçırmaması gerektiğini belirtti. Kurban Bayramı’nın birinci gününde kahvaltıda et tüketimine ilişkin Prof. Dr. Elmacıoğlu, şunları söyledi:
“Kahvaltıda et tüketimi senede bir kere oluyor. Çok taze bir et kesiliyor. Bunu da hoş görmek lazım. İnsanların bir bayram kültürü var. Vatandaş, geleneksel kutlamaların yanında senede bir kere kahvaltıda kavurma yiyorsa, buna da çok keyifli bakmak lazım. Psikolojik tatmine, ailenin bir araya gelmesine, geleneklerin yaşatılmasına çok ihtiyaç var günümüzde. Senede bir kere kahvaltıda kurban etini kavurup yemekle, ailede birlik ve beraberlik artar. Bunu, hiçbir zaman karın doyurma ritüeli olarak görmüyorum.”
“Türkiye’de kırmızı et yetersiz tüketiliyor”
Türkiye’de demir vitamini eksikliğinin yaygın olmasının sebeplerinden birinin, yetersiz kırmızı et tüketimi olduğunu anlatan Elmacıoğlu, özellikle kadınlarda ve çocuklarda yüksek oranda demir eksikliği anemisine rastlandığını söyledi.
Türkiye’de birçok ailenin evine, kırmızı etin yılda 2-3 kez girdiğini belirten Elmacıoğlu, bu verilerin, beslenme istatistiklerinde ortaya çıktığını kaydetti.
Kurban Bayramı’nda kesilen etin uygun koşullarda saklanmasının, yılın belli bir döneminde ailelerin kırmızı et ihtiyacını karşılayacağını ifade eden Elmacıoğlu, şunları anlattı:
“Günlük alınması gereken ve kişiye göre değişiklik gösteren et miktarının üzerinde olmamak koşuluyla, kurban eti tüketiminde sakınca yoktur. Ancak şunu da vurgulamakta fayda var ki Kurban Bayramı’nda kesilen etlerin hemen tüketilmesinin en büyük dezavantajı, hayvanın kesiminde kasların kasılı olmasından kaynaklanan ’rigor mortis’ denen ölüm sertliğidir. Ölüm sertliğinin geçmesi için en az 24 saat geçmesi gerekir. Bu nedenle, bayram dolayısı ile kesimden hemen sonra tüketilen kurban etinin sert, pişmesi zor ve sindiriminin güç olması kaçınılmazdır. Bu noktada sindirim sistemi hastalıkları olan bireylerin daha dikkatli olması gerekmektedir. Bu olumsuzluklara rağmen aile bir araya gelip, bu kutlamayı yapıyorsa, senede bir kere bu fırsatı yakalamış ailelere bunu çok görmüyorum.”
Her zaman geçerli olan sağlıklı beslenme önerilerinin Kurban Bayramı’nda da geçerli olduğunu ifade eden Elmacıoğlu, şu bilgileri verdi: ”Bayramların vazgeçilmezi tatlılardan, özellikle sütlü veya meyveli tatlıların pişirilmesi ve ikram edilmesi daha uygun olacaktır. Ana öğünlerle aldığımız et hariç diğer yiyecekler konusunda da dikkatli olmalıyız. Sebze ve meyve grubundan sofrada bulunması, etteki demirin vücuttaki kullanılabilirliğini arttırır.
Et ile beraber, makarna veya pilav gibi işlenmiş ürünler yerine, bulgur, kepekli makarna tercih edilmelidir. Kolalı gazlı içecekler yerine ise tercih edilecek olan yoğurt, ayran, cacık besin ögeleri açısından öğüne zenginlik katacaktır.”
Kurban etini nasıl pişirelim?
Kırmızı et, içerdiği demir, magnezyum, çinko, fosfor, folik asit ve B6 ve B12 ile iyi kaliteli hayvansal protein olduğunu anlatan Elmacığlu, ancak doğru pişirme yöntemi tercih edilmediği takdirde, besin öğesi kayıplarının olacağını, bu yüzden haşlama veya ızgara veya fırının, en sağlıklı pişirme yöntemi olduğunu belirtti.
Etin, ateşe direk temasını sağlayacak pişirme yöntemlerinin, kanserojen öğelerin oluşumuna neden olurken, folik asit ve B6 ve B12 gibi vitaminlerin kaybına yol açacağını vurgulayan Elmacıoğlu, etin yağ içeriğinin yüksek olması nedeniyle pişirirken ek olarak yağ eklenmemesi gerektiğine dikkati çekti.
Et hazırlamada kullanılan kesme tahtalarının, sebze ve meyve hazırlamada kullanılandan farklı olması gerektiğine dikkati çeken Elmacıoğlu, “Biliyoruz ki çiğ et kesme tahtasına bulaşabilecek bakteriler, toksinler çiğ tüketilecek olan salata doğrandığı zaman sindirim sistemimize geçecektir” dedi.
Prof. Dr. Elmacıoğlu, beslenme uzmanları olarak, kurbanın iç organları içinde karaciğeri, yüreği demir kaynağı olarak çok önemsediklerini, ancak veteriner kontrolünden geçirilmeyen hayvanların sakatatlarının, özellikle profesyonelce temizlenmeyen bağırsağın tüketimine karşı olduğunu dile getirdi.
Kuyrukyağı bileşiminin, tereyağından biraz daha masum olduğunu belirten Elmacıoğlu, et kendi yağıyla kullanıldığında ve uzun dönemde tüketildiğinde bunun bir mahsuru olmayacağını söyledi.
Kurban etini nasıl saklayalım?
“Rigor mortis” denen ölüm sertliğinin geçmesi için etin buzdolabına konmadan 6-12 saat (dana eti için) dışarıda beklemesi gerektiğini anlatan Elmacıoğlu, etin böylece daha yumuşak kalacağını, aksi takdirde buzdolabında ölüm sertliği devam edeceği için etin sert kalacağını ve sindirimin zor olacağını kaydetti.
Etlerin, büyük parçalar halinde değil, tek pişirimlik ve küçük parçalar halinde ya kuşbaşı ya da kıymalık olacak şekilde temiz poşetler içerisinde saklanması gerektiğini belirten Elmacıoğlu, buzdolabının buzluk kısmının veya derin dondurucunun saklama için uygun olacağını, etlerin, -40 derecede 2 hafta, -180 derecede daha uzun bir süre saklanabildiğini söyledi.
Buzluktaki et, pişirileceği zaman çözdürme işleminin kalorifer üzerinde veya sıcak su altında değil, buzdolabının alt rafına indirilerek yapılması gerektiğine dikkati çeken Elmacıoğlu, “Çözdürülen et, hemen kullanılmalı. Aksi takdirde bekleyen veya tekrar dondurulan et zehirlenmelere neden olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer konu büyük miktarlardaki eti derin dondurucuya koyduğumuzda sıcaklığın -18 derecenin üzerine çıkmaya başlamasından dolayı sıcaklığın saklanacak etin miktarı doğrultusunda düşürülmesi gerektiğidir” dedi.
Milliyet Sağlık
Incoming search terms:
- memedehassasiyet
- kız çocuklarında tek taraflı meme büyümesi
Geleceğin otomobilleri, sağlığımızı da koruyacak!
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Gelecekte otomobiller, sürücülerinin sağlık durumunu yakından izleyerek, gerekli hallerde aracın durmasını bile sağlayabilecek.
Münih Teknik Üniversitesi bilim adamları ile bir Alman otomobil şirketi uzmanlarının ortaklaşa geliştirdiği sistem, otomobil sürücüsünün nabzını, deri direncini ve kandaki oksijen oranını, direksiyona yerleştirilen basit sensörlerle ölçüyor.
ürücünün bayılma veya bir kalp krizi geçirme riski oluşması halinde, sistem duruma göre dörtlüleri yakabiliyor, aracın hızını düşürebiliyor, hatta otomobili durdurabiliyor.
Alman Aerztezeitung gazetesinin haberine göre, sistemin çalışması için gereken tek şey, sürücünün direksiyonu tutması.
Milliyet Sağlık
Yaşlılıkta dişleri kaybetmek kader değil
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Dişler, yaşlılık döneminde hayat kalitesinin korunması açısından büyük öneme sahip.
Gençlik yıllarında ağız ve diş bakımı konusunda gösterilen özen, yaşlılıkta sağlıklı dişlere sahip olmakta etkili bir rol üstleniyor. Universal Çamlıca Hastanesi Diş Hekimi Sibel Tezil, yaşlılıkta diş bakımı ve sağlığı ile ilgili bilgiler verdi.
Çiğneme sistemimiz, vücudumuzdaki sistemlerden belki de en şanslısı. Dolaşım, sindirim, sinir vb sistemlerde yaşlandıkça ortaya çıkan zayıflıklar, dişlerde oluşmayabiliyor. Universal Çamlıca Hastanesi Diş Hekimi Sibel Tezil, cildimiz kırışmış, vücudumuz kamburlaşmış, saçlarımız beyazlamış olsa da sapasağlam dişlerle yıllara meydan okuyabileceğimize dikkat çekti. Tezil, şunları söyledi:
“Bedensel güçlerini gittikçe yitirmeleri veya unutkanlıkların, demans gibi zihinsel sorunların ortaya çıkması yaşlıların düzenli diş fırçalama alışkanlıklarını sürdürmelerini olumsuz etkileyebilir. Bu durum diş fırçalanmasının ihmal edilmesine neden olur, diş kayıplarına yol açar. Gençlik yıllarında dişlere çok iyi bakılması, edinilmiş hijyenik alışkanlıklar yani dişleri çok iyi fırçalama, koruyucu ve onarıcı tedavilerin düzenli hekim kontrollerinde yapılması, yeni yaşların sağlıklı bir ağız ve diş yapısı ile karşılayabilmesini sağlar.”
Yaşlılık psikolojisi ile diş sağlığı arasında bir ilişki olduğunu da belirten Universal Çamlıca Hastanesi Diş Hekimi Sibel Tezil, sözlerine şöyle devam etti:
“Yaşlılık insanların belki de en yalnızlaştığı dönemdir. Bireyler ebeveynlerini, eşlerini kaybetmiş, sosyal ilişkileri kesintiye uğramış ve gerçek olarak yalnız ya da yalnız hisseder durumdadırlar. Ölüme yakın oldukları hissi ile yaşarlar. Bu da psikolojilerini daha da bozar. Artık kendilerine bakmak istemezler. Onlar hayatı terk etmeye hazırlanırlarsa, dişleri de onları terk etmeye hazırdır. Tabii ki o zamana kadar total proteze geçmemişlerse. Ayrıca yaşlılarda diş eti çekilmiştir, dişlerin boyları uzamış görünür. Yaşla birlikte alveol kemiğinde oluşabilecek erimeler, iyi fırçalama alışkanlığı da yoksa dişetinde yangılara ve alveol kemiğinde erimelere, bu da dişlerin destek dokularını kaybederek sallanmasına, diş etinde çekilmelere neden olur. Kanser hastalarının kemoterapi görmeleri nedeniyle diş tedavisinin neredeyse olanaksız olduğu dönemler yaşamaları, diş kayıplarını artırır.”
Günümüzde diş hekimliğinde implant uygulamalarının, kişinin yaşı kaç olursa olsun kemik yapısı uygun herkese sabit protez kullanabilme şansı verdiğini dile getiren Tezil, bunun da yaşlılarda daha iyi çiğneme olanağı, daha iyi estetik görünüm sağlandığını dile getirdi. Böylelikle çıkarılıp suya konan protez gibi korkutucu sahnelerin ortadan kalktığını söyleyen Tezil “Yaşlı olmak sorun değil, asıl sorun kendinizi yaşlı hissetmenizdir” dedi.
Milliyet Sağlık
Bayram sonrası detoksu
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Bayramlar genelde yeme düzeninde büyük değişikliklere yol açar.
Dilara Koçak
Özellikle et, sakatat ve tatlı gibi tüm toksik etki yaratan besinleri vücudumuza alırız. İşte bu yüzden bayram sonrasında detoks yapmak sağlığımız açısından çok önemli
Besin seçimimizi etkileyen pek çok faktör var; kültür, duygusal durum, çevre, alışkanlıklar, yaş, sağlık durumu gibi. Peki neden bazı besinleri diğerlerine göre daha çok tercih ederiz? Çünkü gıdalar, keyif ve iyi tat kaynakları. İnsanların besinlerle kutlama yapmaları ve özel yiyecekler aramalarının sebebi de bu. Özel günler bile ülkemizde yiyecek ismiyle anılır; ‘şeker’ bayramı, ‘kurban’ bayramı, ‘aşure’ günü gibi. İşte tam da böyle bir dönemi bitiriyoruz.
“Kurban Bayramı’nda aldığım kiloları ne yapacağım?” diye düşünüyorsanız; bu yazıyı dikkatle okumaya devam etmenizi öneririm.
Keyif ve bedel dengesi
Bayram sırasında normal kilolu biri, 1-3 kilo alabilir. Bayramdan sonra beslenme tarzınızda yapacağınız bazı değişiklikler; sizi rahatlatabilir, kilo verdirtebilir ve eski enerjinize kavuşmanıza yardımcı olabilir. Kaloriyle lezzet arasında maalesef pozitif ilişki var, yani besinin lezzeti arttıkça kalorisi de artıyor. Çalışmalara göre, özellikle besinin yağ içeriği arttıkça beğenilme oranı da artıyor. Ancak keyif, bedel ve sağlık dengesini öğrenirseniz bu durum sizin için sorun olmaktan çıkar. Tabağınıza biraz daha dikkatli bakarak her yediğinizin miktarını azaltmak ve yavaş kilo vermek keyfiniz kaçmadan kilo vermenin en kolay yolu. Ama siz daha hızlı bir çözüm istiyorsanız basit ve kolay bir detoks diyeti önerebilirim
Karbonhidratların 1 gramı 4 kalori, yağların 1 gramı 9 kalori, proteinin 1 gramıysa 4 kalori ediyor. Alkolün bir gramı da 7 kalori içeriyor. Su kalori içermiyor, bu sebeple salatalık, göbek marul, ıspanak, mantar gibi su içeriği yüksek besinlerin kalorisi daha düşük oluyor.
TOKSiNLERi NEREDEN ALIYORUZ?
Bu toksinleri temizleyen bir tek organımız var: Karaciğer. Senede 1-2 kez detoks programı uygulamakla, karaciğerimize yardım etmiş oluruz. Sonbahar, havaların hızlı değişimiyle bağışıklık sisteminin zayıf olduğu hastalık dönemidir. Bu noktada bir de grip paniğini düşünürsek iyi beslenme konusunun önemini bir kez daha çıkar ortaya.
Uygun şekilde hazırlanmış detoks programı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Bu tür detoks programlarında kullanılacak meyve ve sebzeler önemli. Program sırasında bol su içilmeli, sıvı alımı artırılmalı. Sıvı ihtiyacının bir kısmını sebze ve meyve sularından karşılamak gerekir. Örneğin çayda bulunan polifenoller özellikle de yeşil çay bağışıklık sistemini güçlendirici etki yaratabileceğin-den tercih edilmeli. Zencefil, hindiba, rezene, kerevizse vücuttan fazla suyun atılmasına yardımcı olur. Greyfurt, nar, portakal suyu, içerdikleri vitaminler ve anti-oksidanlarla bağışıklık sistemini güçlendirir.
- Sigara
- Alkol
- Gereksiz ilaç kullanımı
- Aşırı katkı maddeleri
- Tarımsal ilaçlar
- Besin alerjenleri
- Hava kirliliği
- Egzoz gazı
- Radyasyon
KİMLER DETOKS YAPMALI?
- Her gün en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketemeyenler.
- Yeterli su içmeyen, yoğun alkol, şeker ve kafein tüketenler.
- Stres altında çalışanlar ve sık seyahat edenler.
- Ödem, gaz, şişkinlik şikayeti olanlar, hareketsiz yaşam sürenler.
Bayramdan sonraki 7-10 gün boyunca uygulayabileceğiniz detoks beslenme programında tüketmekten kaçınmanız gereken gıdalar da var:
-Et – Şeker -Kahve – İşlenmiş gıdalar – Alkol – Doymuş yağ
Ana prensip, doğal beslenme
- Sebze, meyveler ve bunların suları
-Probiyotik ürünler
-Kurubaklagiller
-Balık
-Tam tahıl ürünleri
Neden su içmelisiniz?
- Ödemi azaltır.
-Vücut ısısını dengeler.
-Hastalıklara karşı vücudun direncini artırır.
-Dolaşım sistemini dengeler.
-Duygusal stres ve sinirsel rahatsızlıkları yatıştırır.
-Cildin toksinlerden arınmasına yardımcı olur.
-Böbreklerin çalışmasını sağlar.
Amaç, kilo vermek değil
Detoks sırasında kilo kaybı olur ancak hedeflenen bu olmamalı. Çünkü hareketsiz yaşam ve toksinler, dolaşım sisteminin yavaşlamasına ve ödem oluşmasına yol açar. Aşırı şişkinlik, gaz, kabızlık gibi şikayetler azaldığında kişi kendinde fark edilir incelme görebilir. Özellikle de haftada en az üç kez yapılan egzersizle bu inceliğin kalıcı olması sağlanabilir.
Detoks programından sonra dikkat edilmesi gereken en önemli şey, normal beslenme düzenine aniden geçilmesi. Programı takip eden ilk 3 günde meyve, sebze ağırlıklı beslenin. Kırmızı et ve süt gibi proteinli gıdalar, diyete yavaş yavaş eklenmeli.
Milliyet Sağlık
Bu sineğe dikkat!
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Uyku hastalığı, iklim değişikliğiyle yayılabilir
Çeçe sineğinin etki alanının iklim değişikliğiyle genişlemesi nedeniyle uyku hastalığının, yüzyılın sonuna kadar milyonlarca kişiyi tehdit edebileceği uyarısında bulunuldu.
ABD’deki Bulaşıcı Hastalıkları Kontrol Merkezi’nden Sean Moore ve ekibi, bilgisayar ortamında, iklimbilimcilerin yüzyılda hava sıcaklığının, karbon salımına bağlı olarak 1,1-5,4 artabileceğine ilişkin iki senaryosuna dayanan bir araştırma yaptı.
Bilimadamları, hastalığın ortalama sıcaklığın 20,7-26,1 olduğunda yayılabileceği sonucuna vardı.
İklim değişikliğinin, Doğu Afrika’nın bazı bölgelerinde parazitin hayatta kalabileceğinden daha sıcak olacağını belirten bilimadamları, bunun aksine Güney Afrika’daki bazı bölgelerin larvaların “yuvası” haline gelebileceğini vurguladı.
Bu senaryolara göre, 2090’da yaklaşık 40-77 milyon kişinin daha hastalığa yakalanabileceğine dikkati çeken bilimadamlarının araştırması, “Journal of the Royal society interface” dergisinde yayımlandı.
Çeçe sineğinin taşıdığı tek hücreli tripanozoma parazitinin insana bulaşması sonucu ortaya çıkan hastalık, tedavi edilmediği takdirde koma ve daha sonra ölümle sonuçlanabiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü’ne şu anda 75 milyon kişi uyku hastalığına yakalanma riski taşıyor. Doğu, Batı ve Orta Afrika’da her yıl 70 bin kişi hastalıktan etkileniyor.
Milliyet Sağlık
9. Senfoni ile tedavi!
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Önemsenmediğinde, geri dönülmez sonuçlar yaratacak kadar tehlikeli bir toplardamar hastalığı olan varis, lazerin yanında yardımcı yöntem olarak uygulanan klasik müzikle daha az ağrısız şekilde tedavi ediliyor
Medicana Çamlıca Hastanesi radyoloji uzmanı Prof. Dr. Cihangiroğlu: “Bölümümüzde yaptığımız önceki tedavilerde anladık ki bu işlemi müzik eşliğinde yaptığınız zaman, hasta daha az ağrı duyuyor. Gördük ki klasik müzik özellikle çok daha etkili oluyor”
Bu kapakçıkların, kanın kalbe gidişine izin verirken, aksi yönde valf mekanizması gibi çalıştığını ve kanın geri kaçmasını engellediğini anlatan Cihangiroğlu, şu bilgileri verdi:
”Varis dediğimiz hastalıkta, kapakçıklarda bozulmalar oluyor ve kan kaçak yapıyor. Sızan kan, vücudun alt kısımlarında yavaş yavaş birikmeye, cilt altında toplardamarları genişletmeye başlıyor. İşte bu genişlemiş toplardamarlara, varis diyoruz.
Genetik faktörler, mesleki nedenler veya daha önce geçirilmiş damar pıhtılaşması, varis oluşumuna yol açabiliyor. Kapakçıkların nasıl bozulduğu, mekanizmasının ne olduğu, tamamen anlaşılmış değil. Mesleki nedenlerden çok zorlanmaya bağlı olduğunu biliyoruz, ama genetik nedenleri tam anlayabilmiş değiliz. Ama ailesinde varis olan bir kadın, eğer önlem almamışsa çok büyük olasılıkla bu sorunu yaşıyor.”
Genç kadınların, kozmetik nedenlerle varisi fark edip şikayetçi olduklarını, büyük çoğunluğunun ise bacaklarda kasılma, ağrı, dolgunluk, kramplar ve huzursuzluk hissiyle başvurduklarını dile getiren Cihangiroğlu, “Varis, ilerleyici bir hastalıktır. Tedavi edilmezse de gittikçe ayak beslenmesini etkiler, renk değişikliklerine yol açar, ülserlere sebep olur ve iyileşmeyen yaralara kadar varır. Kangrene kadar bile gidebilir. Bir süre sonra varisler içerisinde pıhtılaşmalar oluşur, bu pıhtılaşmalar da damar tıkanıklıklarına yol açar” dedi.
Varisin, kadınlarda daha yaygın olduğunu ifade eden Cihangiroğlu, kadınlardaki hormon sirkülasyonunun, varis gelişimini hızlandırdığını, hamileliğin de etkilediğini belirtti.
Tedavide farklı yöntem
Varislerin gözle teşhis edilebileceğini anlatan Cihangiroğlu, şu bilgileri verdi:
“Bizim temel yaklaşımımız, eğer varis varsa, toplardamar haritasının mutlaka doppler ultrasonografi cihazıyla çıkarılarak, yetmezlik nedeninin ortaya konmasıdır. Varisin iki tür tedavisi var. Yıllardır uygulanan cerrahi yöntem ve lazer. Cerrahi tedavide, başarı oranı düşük ve tekrar etme oranı yüksek. Lazer tedavisinde başarı oranı yüzde 95’lere yakın. Cerrahi yöntemde ameliyat izi oluyor, hasta genel anestezi alıyor ve üç gün hastanede kalmak zorunda. Oysa lazerde işlem sonrası, normal hayata hemen başlıyor. Lazerin yanında, kalan varislere de köpük tedavisi uyguluyoruz. Ultrason eşliğinde varislerin içerisine tek tek girerek köpük enjekte ediyoruz. Bu köpükler de damarları büzüştürüp kapanmalarını sağlıyor.”
Medicana Çamlıca Girişimsel Radyoloji olarak bu tedaviyi farklı bir şekilde uyguladıklarını belirten Cihangiroğlu, “Çünkü bölümümüzde yaptığımız önceki tedavilerde anladık ki bu işlemi müzik eşliğinde yaptığınız zaman hasta daha az ağrı duyuyor. Gördük ki klasik müzik, özellikle çok daha etkili oluyor. Bir yıldan beri bu teknikle tedavi uygulamaktayız. Yaklaşık 10 hasta üzerinde uyguladıktan sonra yöntemin etkinliğini fark ettik. Sloganımız da (klasik müziğinizi dinleyin, varisinizden kurtulun, işinize hemen dönün)” dedi.
”Tarihte de yeri var”
Günümüzde varisin lazer ile tedavisinde, işlem öncesi sedoanaljezi denilen ilaçları kullanarak, hastayı yarı baygın hale getirmek ya da kasıktan sinir blokayı oluşturmak gibi ağrıyı azaltmaya yönelik farklı tekniklerin uygulandığını dile getiren Cihangiroğlu, “Bu tekniklerin, çeşitli dezavantajları mevcut. Bizim tercihimiz, hastayı uyanık tutup, işlemden sonra hemen ayağa kaldırıp yürütmek. İlk hasta gruplarında ağrıdan yakınan hastalarımızın olduğunu görünce bunu daha aza indirmek için farklı teknikler uygulandı. Bilimsel bir çalışma ile bulunmuş olmamasına karşın klasik müziğin ağrıya duyarlılığı azalttığını, bazı hasta gruplarında izledik. Daha önce hiç klasik müzik birikimi olmasa da hatta hiç klasik müzik dinlememiş hastalarımızda bile tüm işlemlerimizi şimdi klasik müzik eşliğinde uyguluyoruz” diye konuştu.
Tüm hastalara Beethoven’in 9. Senfonisi’ni dinlettiklerini belirten Cihangiroğlu, “Müziğimizi hiç değiştirmedik. Klasik müziğin tarihte de tedavide yeri olduğu belirtilmiştir. Diğer müzik türlerine kişisel tepkilerin değişkenlik gösterebileceği ve hastayı daha da duyarlı hale getirebileceği düşünüldü. Yine de net ayrım yapmak ve iddialı bir sonuca gitmek doğru olmayabilir. Müzik ne olursa olsun, amaç tedaviyi, daha tolere edilebilir ve eğlenceli hale dönüştürmektir” dedi.
Varise kapı açan hareketler
Varise kapı açan birtakım hareketlerin bulunduğunu dile getiren Cihangiroğlu, “Bir tanesi, bacak bacak üzerine atmak. Ayakları veya bacakları altımıza alıp oturmak da sakıncalıdır. Örneğin, varisli hastalara, eğer namaz kılıyorlarsa, oturarak kılmalarını tavsiye ediyoruz. Bacaklardaki kan akışını engellememek gerekiyor. Bir de egzersiz veriyoruz. Uzanmış haldeyken, ayakları bir karış yukarı kaldırıp dayanabildiğimiz kadar havada tutuyoruz.”
Temel yaklaşımlarının, eğer varis varsa, toplardamar haritasının mutlaka doppler ultrasonografi cihazıyla çıkarılarak, yetmezlik nedeninin ortaya konması olduğunu vurgulayan Cihangiroğlu, varisten korunmak için şu önerilerde bulundu:
“Çok hareket edin. Uzun yolculuklarda birkaç adım atmaya çalışın. Her gün 30 dakika aralıklı olarak bacaklarınızı vücut seviyenizin yukarısında tutun. Sıcaktan sakının. Duştan sonra bacaklarınızı soğuk su ile yıkayın. Bacak bacak üzerine atarak oturmayın. Dar kıyafetlerden, yüksek topuklu ve dar ayakkabılardan kaçının. Beslenmenize dikkat edin. Spor, bacaklarınızın dostudur.”
Milliyet Sağlık
Aktif yaşam, kadınlarda depresyon riskini azaltıyor!
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Daha çok egzersiz yapan ve televizyon önünde daha az zaman geçiren kadınlarda depresyon riskinin kayda değer ölçüde azaldığı belirlendi.
Harvard Üniversitesinden bilim adamlarının yaklaşık 50 bin kadının katılımıyla 1992 ve 2006 yılları arasında yaptığı çalışma, televizyon seyretmek yerine egzersiz yapan kadınlarda depresyon riskinin yüzde 20 oranında azaldığını ortaya çıkardı.
“American Journal of Epidemiology” dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, aktif geçirilen zaman, kanda endorfin salgılanmasını artırarak kadınlarda öz saygı ve kontrol duygularına katkıda bulunuyor.
Araştırma sırasında belirli aralıklarla bazı anketleri yanıtlamaları istenen katılımcılar, her hafta kaç saat televizyon seyrettikleri, ne kadar
sıklıkla egzersiz yaptıkları ve klinik kontroller sırasında kendilerine depresyon teşhisi konulup konulmadığı ile ilgili bilgi verdiler.
Araştırmaya göre her gün 90 dakika ya da daha fazla egzersiz yapan kadınların depresyona girme riski, her gün 10 dakika ya da daha az egzersiz yapan kadınlara oranla yüzde 20 daha az.
Günde 3 saat ya da daha uzun bir süreyi televizyon önünde geçiren kadınların depresyona girme riski ise daha az televizyon izleyen kadınlara oranla yüzde 13 daha fazla.
Milliyet Sağlık
Mamografide yeni dönem!
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Meme kanserinin erken tanısında mamografinin rolü büyük.
Dr. Hasan İnsel
Ancak yoğun meme yapısı olan kadınlarda gözden kaçan kitleleri bulmak, o kadar da kolay olmuyor. Bu alanda geliştirilen tomosentez dijital mamografi, sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırıyor
Geçen gün Radyolog Profesör Dr. Mehtap Tunacı’yla sabah erken saatte İntermed’de odamda sohbet ediyorduk. Meme kanseri erken tanısının öneminden konuşuyorduk. Yeni kullanıma sunulan tomosentez dijital mamografinin erken teşhisteki rolünü anlattı. Mehtap Hoca’nın anlattıkları bu yeni bilgileri aynen aktarıyorum.
“Meme kanseri kadınlarda en sık görülen tür olup, hayat boyu meme kanserine yakalanma oranı 8 kadında 1’dir. Erken meme kanseri henüz 1 cm.’den küçük olup elle muayenede saptanamayan, koltuk altı lenf bezleri dahil olmak üzere vücudun herhangi başka bir yerine gitmemiş olan kanserdir. Erken tanı çok önemli olduğundan tüm dünyada kanserle savaş amacıyla kurulmuş bilimsel toplulukların çoğu 40 yaşından sonra yılda bir kez mamografi kontrolü önermektedir.
Mamografi; X ışınıyla çalışan ve bu nedenle fazla kullanımıyla meme dokusuna zarar verebilecek bir görüntüleme çeşididir. Ancak erken evre meme kanserlerinde gözlenen mikrokalsifikasyonları saptamakta en etkili yöntemdir.
Yeni yöntem ne getiriyor?
Mamografide meme kanseri tanısında güçlük çekilen olgular, süt dokusu yoğunlukları fazla olan yoğun meme yapılarıdır. İki boyutlu bir görüntüleme yöntemi olan klasik mamografilerde kitleler süt dokularıyla örtülerek gözden kaçabilirler.
Yıllar süren araştırmalar sonucu hizmete sunulan tomosentez dijital mamografi; işte bu sorunu ortadan kaldırmak için geliştirilmiş dijital bir yöntem. Klinik kullanımı Avrupa ve ABD’de olduğu gibi, ülkemizde de yeni. Mamografi görüntüleri yine normal dijital mamografi çekimindeki gibi meme dokusunun bir pedalla sıkıştırılmasıyla X ışını kullanılarak elde edilir. Ne yazık ki memeyi sıkıştırmadan mamografi çekmek mümkün değildir. Tomosentez dijital mamografide sıkıştırma gücü daha azdır. Çekim sırasında memeye sadece gerektiği kadar basınç uygulanır. Böylece bazı hastaların kabusu olan mamografi çekimleri, fazla basınç uygulanmadan ve acı vermeden bitirilmiş olur, çekim süresi de daha kısadır.
Doğru tanı oranını artırıyor
Tomosentez dijital mamografinin normal mamografiye göre en büyük üstünlüğü temelde iki boyutlu değil, üç boyutlu bir görüntüleme yöntemi olmasıdır. Meme dokusunun içini ince ince dilimler halinde görmek mümkündür. Dijital mamografide tek görüntü elde edilirken, tomosentez dijital mamografide verilen doz miktarı değişmeden memenin büyüklüğüne göre değişmek üzere bir çekimde yaklaşık 60-80 görüntü elde edilir. Bu sayede süt dokularıyla üstü örtülebilecek ve bu nedenle gözden kaçabilecek kanser kitlelerini görmek kolaylaşır. Böylece meme kanserinde doğru tanı oranı artırılabilinir, meme kanseri tanısı kolaylaşırken, doğabilecek hatalar ve yanlış tanı da engellenebilir.
Tomosentez dijital mammografide önemli bir nokta da, daha fazla görüntü elde edilirken, kullanılan X ışını miktarının artmamasıdır. Eski mamografi yöntemlerinde; ilave incelemelerin yapılmasıyla hastaya verilecek X ışını miktarı artarken, tomosentez dijital mamografilerde bu ilave işlemlere ihtiyaç kalmayacağından kullanılacak X ışını miktarının azalabileceğini söylemek yanlış olmaz.
Sonuç olarak; tomosentez dijital mamografi, mamografi alanındaki en son teknolojik gelişme olup; tüm bu avantajlarıyla özelikle yoğun meme dokusu bulunan kadınlarda erken tanıda umut veren, hastanın kolayca tolere edebildiği, konforlu bir dijital mamografi yöntemidir.”
Milliyet Sağlık
Erkekte meme büyümesi nasıl tedavi ediliyor?
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Erkeklerde tek taraflı meme büyümesi meme kanserinin habercisi olabilir!
Jinekomasti, erkek memesinin olağandan büyük olması halidir. İnsan bedeninde östrojen ve androjen hormonları arasında bir denge mevcuttur, bu dengenin bozulması jinekomasti gelişiminde rol oynar.
Plastik, Rekonstruktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul, jinekomastinin bebeklik ,ergenlik çağında ve yaşlılıkta normal (fizyolojik jinekomasti) kabul edildiğini ve genellikle meme büyümesinin iki taraflı görüldüğünü kaydediyor.
Jinekomasti, hormonal değişikliklere bağlı olarak, en sık 13-16 yaşlarındaki (ergenlikteki) erkek çocuklarında görülür ve genç erkeklerin %90’nda bu durum kendiliğinden ortalama bir yıl (3 ay-3 sene) içinde geçer. Gerilemeyen durumlarda kalıcı jinekomasti olarak genç erkeklerde devam eder. Ergenlikteki jinekomasti hastanın kendisi veya ebeveynleri tarafından fark edilir, memede hassasiyet, ağrı ve büyüklük vardır. Çocuk hekimi ve/veya endokrinoloji uzmanı çocuk ve aileye yardımcı olur. Burada çocuk/genç erkeğin ciddi sıkıntıları vardır; giyindiği zaman giysiden meme büyüklüğü ve meme uçları belli olur. Çoğu genç, büyük memeler nedeni ile denize dahi girmekten çekinmektedir. Sosyal ilişkilerde önemli psikolojik sorunlar yaşanabilir. Bekleme sürecinde memelerde ağrı, hassasiyet ve ciddi psikolojik sorunlar olduğu takdirde ilaç desteğine başvurulabilir.
BAZI KANSERLER ve İLAÇLAR JİNEKOMASTİYE YOL AÇABİLİR!
Erkeklerde tek taraflı meme büyümesi meme kanserinin habercisi olabilir!
Prof.Dr. Sıdıka Kurul, bazı kanserlerin meme büyümesine yol açtığını vurguluyor.
Bazı organ kanserlerleri (akciğer,karaciğer,testis,böbreküstü), bazı sistemik hastalıklar (tiroid ,karaciğer ve böbrek hastalıkları), bazı ilaçlar, alkol, şişmanlık ve aşırı vücut geliştirme egzersizleri jinekomasti oluşumunda rol oynamaktadır. Erişkin erkeklerde tek taraflı meme büyümesi, meme kanserinin habercisi olabilir!
Prof.Sıdıka Kurul, ergenlik dönemi dahil, hayatın herhangi bir döneminde Jinekomastiye yol açan saptanabilir bir durum varsa bu sebebin öncelikle ortadan kaldırılması gerektiğini vurguluyor.
JİNEKOMASTİ 16 YAŞINA KADAR GERİLEMİYORSA SORUN VAR DEMEKTİR
Ergenlik döneminde görülen jinekomastinin, ilk 6 ay -3 yıl içinde olguların çoğunda kaybolduğunu ,% 10 erkekte düzelme olmadığını kaydeden Prof.Sıdıka Kurul, tüm bu dönemlerde aile desteğinin önemine dikkati çekiyor.Jinekomasti oluşumuna yol açan bir sebep yoksa –ki bu konuda çocuk doktoru gerekli tetkikleri yapar ve çoğu çocuk/gençte anormal bir durum tespit edilmez- telaşlanmadan,acele etmeden , paniğe kapılmadan verilecek aile desteği hem büyük memenin kendiliğinden gerileme sürecindeki bekleme döneminde, hem de ameliyat kararında son derece önemlidir.
JİNEKOMASTİNİN TEDAVİSİNDE LİPOSUCTİON KULLANILIYOR
Meme büyüklüğü erkek beden algılaması açısından bir sorun oluşturuyor ise , estetik sorunun düzeltilmesi, beden şeklinin doğal hale kavuşması için gençlerin,daha doğrusu her yaşta erkeğin estetik cerrahlara müracaatı kaçınılmazdır. Prof.Sıdıka Kurul, izsiz veya minimal iz ile natürel erkek göğüs yapısına ulaşmak için liposuctionın tedaviye yeni bir boyut kazandırdığını ve günümüzde olguların büyük bir bölümünün bu yöntemle tedavi edildiğini belirtmektedir.
Prof. Kurul, Liposuction’ın yeterli olmadığı az sayıda hastada meme başına yapılan 2-3 cm lik bir kesi ile meme başı arkasındaki düğme şeklindeki sert meme dokusunun çıkarıldığını ve bunun minimal iz ile sonuçlandığına dikkat çekiyor.
Milliyet Sağlık
Ülser canınızı sıkmasın!
27 Ocak 2012 Yazan admin
Kategori Genel sağlık

Günümüzde sağlıklı beslenmeyen pek çok kişi mide ağrısından şikâyetçi.
Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasında yer alır.
Kafein gibi mide asitlerinin üretimini fazlalaştıran maddeler ise ülser riskini yukarı çeken ve sancıyı arttıran maddeler olarak bilinir. Mide ülserinin ilk aşamasında teşhis edilip, tedaviye başlanmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Medline Acil Operasyonlarından Sorumlu Direktör Dr. Barış Mutluer, mide ülserinde yapılan yanlışlar ve ağrılarla nasıl başa çıkılacağı hakkında bilgi veriyor…
Mide Ülseri nedir?
Gastrik ülser olarak da adlandırılan mide ülseri, midenin iç kısmında sancıya sebep olan yaralı bölgedir. Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Midenin iç kısmında mukusu üreten hücrelerden oluşan bir tabaka bulunur. Mukus, mideyi mide asitlerinden ve sindirim sıvılarından korur. Bu koruyucu tabaka zarar gördüğü zaman ülser ortaya çıkar.
Mide ülserinin semptomları nelerdir?
- Özellikle karnın üst orta taraflarında meydana gelen kemirici ve yanıcı ağrı
- Mide ekşimesinden kaynaklanan göğüste yanma
- Mide bulantısı
- Antasit (mide asidini azaltıcı) içeren bir şey yendiğinde ya da içildiğinde geçebilen ağrı
- Yemeklerden birkaç saat sonra veya yemeklerden önce artabilen ağrı
- Geceleri sizi uyandıran ağrı
Nasıl teşhis edilir?
Doktorunuzun kontrolünden sonra aşağıdaki testlerin bir ya da birden fazlası uygulanabilir:
- H. pylori bakterisini kontrol etmek için kan testi
- Kanayan ülserden kaynaklanabilecek kan testi için dışkı örneği
- İç kanamanın bir işareti olabilecek anemi (kansızlık) için test
- Üst endoskopi; bu yöntemle, doktorunuz ucuna kamera yerleştirilmiş ince, esnek bir hortumun yardımıyla ağzınızın içinden midenize kadar inerek ülseri görebilir.
- Biyopsi, endoskopi sırasında bir miktar doku alınarak kanser ve enfeksiyona karşı laboratuarda test edilir.
Nasıl tedavi edilir?
Tedavilerin amacı ağrıyı azaltmak, ülseri iyileştirmek ve komplikasyonları önlemektir. Tedavi ülserin tekrar nüksetmesini engeller. Eğer belirtiler ciddiyse ya da kanama gibi önemli komplikasyonlar varsa tedavinin ilk aşamasında hastanede kalmak gerekebilir.
Bazen yeni ülserleri engellemek için ilaç alınabilir; 1–2 hafta süreyle antibiyotik kullanmanız gerekebilir. Asidi azaltmak için 6 hafta süreyle ilaç alabilirsiniz. Yeni ülserlerin ortaya çıkmasını engellemek için ise aylarca ilaç kullanmak gerekebilir.
Mide ülserinin sebepleri;
- Mide ülserlerinde en çok görülen sebeplerden biri olan Helicobacter pylori (H. pylori) denilen bakterinin bulunması
- Midenin iç kısmının mide asitlerine olan dayanıklılığının azalması
- Mide asidinin fazla üretilmesi
Mide ülserleri şu kişilerde daha fazla görülür;
- Sürekli iltihap önleyici ilaçlar alanlarda
- Sigara içenlerde
Mide ülseri olan hasta için yasak olan yiyecekler;
Alkollü içecekler, hazır meyve suyu, çay, kahve, kakao, boza, limonata, kola, gazoz, yağda kızartılmış yumurta, kurubaklagiller, hazır çorbalar, et suyuyla yapılan çorbalar, kızartmalar, baharatlar, ketçap, salça, turşu, hardal, soğan, sarmısak, salamura gıdalar, sosis, sucuk, salam, çikolata, kurutulmuş meyveler, margarin, çiğ sebzeler, kabuklu soyulmamış taze ve ham meyveler.
Mide ülseri tedavisi öncesi ve sonrası yapılması gerekenler;
- Tedavi süresince istirahat edin.
- Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin.
- Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın.
- Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın.
- Diş sağlığına önem verin.
- Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin
Milliyet Sağlık







